Makaleler

Haklı Olmak ve Mutlu Olmak

FaceBook  Twitter  

İnsanlar tarih boyunca kişisel ihtirasları, egolarının tatmini pahasına birbirleriyle çatışmalar, düşmanlıklar yaşamış, hatta bu haklılık iddiası birbirlerinin yaşama haklarına saldırı niteliği bile kazanmıştır. İnsan doğası gereği zihninde haklı olduğunun ya da başkasının haksız, yanlış olduğunun ispatına ihtiyaç duyar. Bu da karşısındakinin savunma ihtiyacını ve ardından tartışma konusundan uzaklaşılarak haklıyım/haksızsın tartışmasını beraberinde getirir. İnsan, tartıştığı kişinin hatalarını ortaya çıkartmanın sonucunda kendisinin daha çok takdir edileceği yanılgısını da yaşar..Halbuki hiç kimse kendisini eleştiren ya da hatalarını yüzüne vuran birisine sempati duymaz. “Doğru sözü söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözü boşuna söylenmemiştir. Bu ille de haklı çıkma ihtiyacı malesef kırgınlıklara, düşmanlıklara, husumete yol açar...Dolayısıyla savunduğumuz konuda haklı bile olsak, karşımızdakini dinlemenin, haklılığımızı ifade ederken kullandığımız uslubün çok önemli olduğunu düşünüyorum...

İnsan, haksız olduğunu bildiği konularda bile bunu karşısındakine itiraf edemez çoğu kez..Eleştiriyi salt karşı tarafa yapmanın kişiliğini güçlü kıldığı, kendisine yapılan eleştirinin de kişiliğini zayıflattığı yanılgısına düşer. Navaro’nun bu konuda dile getirdiği “sen beni eleştirirken kendini haklı buluyorsun da, neden seni eleştirdiklerinden şikayetçi olup onları haksız buluyorsun..” şeklindeki özlü sözü düşündürücüdür gerçekten...Dolayısıyla birbirlerine karşı haklı olduğunu iddia eden ve küçük hesaplar yüzünden sürekli birbirleriyle tartışan, zıtlaşan, kavga eden mutsuz insanlar, mutsuz bir toplumu da beraberinde getirir...Çevremizde incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük sebepler yüzünden sırf haklı olduğunu ispat etmeye çalışan bunu ölüm kalım meselesi haline getiren insanların büyük kavgalarını, birbirlerine verdikleri zararları görüyoruz... Bu anlamda “önemli olan ölmek değil, mutlu olmaktır.” diyen V.Hugo’ya katılıyorum.
Tabik i haklı olduğumuzu düşündüğümüz konuda savunmaktan vazgeçmeli, karşımızdakine teslim olmalı diye düşünmemekle birlikte  haklılığını savunduğumuz konunun da ölüm kalım meselesi olmadığını hatırlamamız gerektiğini vurgulamakta yarar görüyorum...Toplumsal değer yargılarımızın ben/ego merkezli yönünde değişim süreci içerisinde olduğu, kutuplaşma eğilimi yaşadığımız bu günlerde egolarımızın zaferi yerine uzlaşma, dayanışma ve barışın toplumsal huzur ve mutluluğu da beraberinde getireceğini unutmamalıyız... Yani Nietzsche’nin dediği gibi “savaş hayatın vazgeçilmez bir yasasıdır. Barışsa iki savaş arasında kurulan mutluluk köprüsüdür.”
Haklı olduğumuzu şiddetle savunduğumuz zamanlarda yaşam enerjimizin düşeceği, bulunduğumuz ortamın da bundan etkileneceğini akıldan çıkarmamalıyız...Bu nedenle de gereksiz haklılık tartışmalarından uzak durmanın, karşımızdakini daha çok hoşgörüyle dinlemenin, gerektiğinde haksız olduğumuzu kabul edip özür dilemenin, hem kendimizi hem de karşımızdakini mutlu edeceğini, bunun da yayılma etkisiyle toplumsal huzur ve barışa katkı sağlayacağını  düşünüyorum...

Linkler

Ziyaretçi Sayacı

Bugün467
Dün1017
Bu Hafta3409
Bu Ay18100
Tümü117535
Ana Sayfa