Sarımsak Limon İksiri

FaceBook  Twitter  

SARIMSAK LİMON İKSİRİ
Gençlik iksiri:

yalnizca sarmisak ve limon..

Bir alinti:
"Çok yakin bir dostum
ile karlar içinde yürürken benim yazmam için önemli açiklamalarda bulundu.
Babasinin 'koroner by-pass' ile üç damari degisecekken birazdan anlatacagim
IKSIR sayesinde yüzde 100 tikali olan damarlari açilir... Doktorlar hayretlerini
gizleyemezler!.. 'Bu iksiri ilk Rus doktorlari bulmus' dedi. Ben de
'Insani
heyecanlandirma da anlat' dedim. O da anlatti... Neyi mi? Temmuz-Agustos
aylari arasinda beyaz ve pembemsi renkli çiçekler açan, vatani Orta Asya olan,
eski Misirlilar'in 3 bin yil önce kullandiklari A, B1, C, E vitamini yüklü bir
ecza deposunu yani; Sarimsak ya da sarmisak (Allium sativum) ' i... Babasi
yaslidir, dostumun. Gögüs agrilari siddetlenmistir. Dört saat sürecek ameliyati
kaldiramaz gözüyle baktiklari için umutlarini kesmislerdir ailecek...
Bir
arkadasi 'Ameliyat öncesi bir de bunu deneyin' der. Onlar da denerler... Iste o
sihirli iksirin terkibi:


Sihirli iksir (tarifi)

2 litre limon suyu, 40 dis
orta boy soyulmus ve ezilmis sarimsak, agzi siki kapanan bir kavanoza koyup
üzeri koyu renkli kagit ve bezle kapatilir.
Normal oda sicakliginda 25 gün
boyunca her gün çalkalanarak saklanir.

Sarimsaklar iyice eriyince 25
günün sonunda kavanozu açip her sabah aç karnina yarim veya içilebiliyorsa bir
çay bardagi içilir. Kavanoz bitene kadar içilecek, kapagi hep kapali olacak,
içine asla su, seker vs. karistirilmayacak.

Bu karisimi içtikten sonra en
az yarim saat bir sey yiyip içilmeyecek..
Yarim saat geçtikten sonra kahvalti
yapilacak. Mümkünse her sabah ayni saatlerde içilecek.

Iksirin yararlari:
Eski dostumdan bu bilgileri aldiktan sonra bu karisim ile
ilgili yaptigim arastirmada karsima çikan denenmis sonuçlar ise
söyleydi:

1- Tüm damar iltahaplarini (vaskulit) tedavi ediyor, tikanan
damarlari açiyor, damar sertligini ve hipertansiyonu önlüyor.

2- Kolesterol ve lipiti düsürüyor, zararli yaglarin yakilmasini sagliyor, kilo
verdiriyor, (bazal metabolizmayi hizlandirip yaglarin yakilmasini sagladigi için
istahi da açiyor, bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor!..) sekeri düsürüyor,
pankreasin kendisini yenilemesini sagliyor.

3- Böbrek ve safra taslarini eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki siskinlik ve tüm dokulardan
ödemi kaldiriyor.

4- Helycobacter pylori adli ülser mikrobunu
öldürerek mide ve on iki parmak bagirsagi ülserlerinin tedavisini
yapiyor.

5- Tüm romatizmal iltahabi önleyip, her türlü romatizmal
agrilari dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini
sagliyor, her türlü agriyi kesiyor.

6- Beyin hücreleri ve tüm sinir sisteminin yenilenmesini sagliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini
düzenleyip ileri-refleks hizini arttiriyor, felçlere ve vertigoya fayda veriyor.

7-Vücudun bagisiklik sistemini son derece kuvvetlendiriyor ve her türlü allerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bagli ciltallerjilerini kökünden kesiyor, kansere karsi tüm vücudu koruyor...

8-Sariliga da cok iyi gelir.

Evet ilk kez Rus doktorlarin buldugu simdi ABD'de uygulanmaya baslanan ve de tipta devrim yaratacagi söylenen GENÇLIK IKSIRI iste böyle sevgili okurlar... BEN DIYORUM KI; DENEMEKTE YARAR VAR...

 

 

 

 

 

 

 

 

Pratik Sağlık Ansiklopedisi

FaceBook  Twitter  

PRATIK SAGLIK ANSIKLOPEDISI  

S A Ğ L I K L I   YAŞAMANIN PÜF NOKTALARI

MÜKEMMEL BİR GÜN GEÇİRMEK İÇİN

 

DOĞRU HAREKET

YANLIŞ HAREKET

YATAKTAN
KALKARKEN

Yavaş hareket edip, kasları harekete geçirmek. Pencereyi açmak.

Hızla hareket kas tutulması yapar. Uyanınca yatakta fazla kalmak.

BANYO YAPARKEN

Ilık duş ve çıkışta soğuk su dökünmek, vücuda oksijen yükler.

Sıcak su, banyoda çok kalmak. Vücudu ve saçları kurutmamak.

KAHVALTI YAPARKEN

Bir bardak ılık su. Kepekli tost ekmeği, yoğurt, meyve, kahve.

Çok yağlı yiyecek, sucuk, pastırma, sosis, kremalı kahve içmek.

İŞE GİDERKEN

Yürüyecek mesâfeyi uzatmak. Kol ve bedeni hareket ettirmek.

Kapının önüne kadar arabayla gitmek. Asansörle inip çıkmak.

İŞ YERİNDE

Aydınlık, güneşli ve geniş mekân. Masada çiçek bulundurmak.

Masada kambur oturmak, etrafa bakmamak, vücudu germemek.

ÖĞLE YEMEĞİ

Az ekmek, beyaz et, patates.
Bol salata gerginlik ve stresi azaltır.

Bol ekmek, çok yemek, kolalı içecekler. Ayakta aparatif şeyler atıştırmak.

ÖĞLEDEN SONRA

Biraz uyumak veyâ dinlenmek. Derin derin nefes alıp vermek.

Tuzlu krakerler, bisküviler, tatlı veyâ benzeri şeyler yemek.

MASA BAŞINDA

Geri yaslanıp derin nefes almak. Bacak kaslarını gerip bırakmak.

Saatlerce kambur kambur oturmak. Sürekli aynı yere bakmak.

AKŞAM YEMEĞİ

Az ekmek, sebzeli yemek, beyaz et, salata ve çeşitli meyveler.

Mikrodalgadan çıkan yiyecekler.Yatmadan az önce yemek yemek.

YATMA ZAMANI

Sessiz ve az karanlık oda. Kafadaki düşünce ve problemleri atmak.

Çok yumuşak yatak ve kalın yastık. Yüzükoyun ve geç yatmak

 

DÜZENLİ SPOR

Güç ve kuvvet artar.
Solunum verimliliği artar.
Zindelik ve kendine güven artar.
Kandaki kolesterol seviyesi azalır.
Genç görünmeye yardımcı olur.
Sırt ağrıları azalır.
Tansiyon azalır.
Stres, gerginlik ve depresyon azalır.
Kalbin verimliliği artar.
Kas gücü verimliliği artar.
Dinlenirken kalp atışı azalır.
Kalp krizi ihtimâli azalır.
Vücuttaki yağ azalır.
Daha ince olmayı sağlar.
Yıllarınıza sağlıklı, tatlı bir hayat katar.
İş ve diğer faaliyetlerdeki verimlilik artar.
Daha olumlu bir kişilik kazandırır.
Hayatınızdan daha çok zevk almanızı sağlar.

 

ANNE SÜTÜ EŞSİZ BİR BESİNDİR

Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Kliniği şefi Prof. Dr. Asiye Nuhoğlu diyor ki:
Bütün olumsuzlukları yok eden anne sütü, olağanüstü bir besindir. İhtiyaç duyulan bütün besin maddeleri anne sütünde mevcuttur. Hiçbir sanayi maması veya gıdalar anne sütü ile kıyaslanamaz. Doğumun ardından ilk 10 dakika içinde hemen verilebilir. Bebeğe ilk 4-6 ay arasında verilecek anne sütü; bronşit, ishal, bağırsak hastalıkları, anemi, solunum yetersizliği, enfeksiyon, kansızlık, alerji, bulaşıcı hastalıklar, hatta aşırı şişmanlık olarak bilinen obeziteden korur. Anne eğer yeterli besleniyorsa, ilk 4-6 ay bebeğe vitamin ve su bile vermeden sadece anne sütü kâfi gelir. Emzirme sırasında anne-bebek yakınlaşmasının bebekte uyandırdığı güven hissi yanında, sütün en steril şartlarda sunulması, anne sütünü eşsiz bir besin maddesi yapmaktadır.
Anne sütü; protein, yağ, karbonhidrat ve mineral ihtiva etmesinin yanı sıra, bileşimindeki enzimleri ve üstün fiziko-kimyasal özellikleriyle, bebeğin sütten en iyi şekilde yararlanmasına imkân sağlar. Anne sütü ile beslenen bebekler, Türkiye'de ve bütün dünyada normal bir büyüme ve gelişme gösterir.
Bütün bunlara karşılık, anne sütünün yerine çeşitli sebeplerle verilen inek ve başka sütler, bebekler için uygun besin değildir ve sindirimi de zordur. Eğer uygun şekilde yerine konulmazsa, inek sütü verilen bebeklerde C ve D vitamini eksikliği, raşitizm, bakır eksikliği ve demir eksikliğine bağlı anemi görülmesi kaçınılmazdır.Türkiye 7.2.2000

 

UYKU TÂMİRCİDİR

Uyku, insan vücudunu tatlı tatlı tâmir eder. Uykuda bütün vücut, kalp atışından tansiyona kadar her şey yavaşlayıp düştüğü için dinlenir. Yeni bir güne sadece kemikler ve adaleler değil, bütün organlar, âdeta yenilenmiş olarak başlar. Uyku ne kadar tatlıysa, uykusuzluk da o kadar keyif kaçırıcıdır. İyi uyuyamayan kişi, yataktan bitkin bir hâlde kalkar. Çalışmak için enerji toplayamadığından da, verimli olamaz.

 

HÂRİKA MEYVE: KİVİ

Son yıllarda manav ve marketlerde satılmaya, hattâ Türkiye'de de yetiştirilmeye başlanan kivi , bir C vitamini deposudur.
Anayurdu Çin olan kivinin bir tanesinin sahip olduğu C vitamini, bir insanın alması gereken günlük C vitamini ihtiyacından bile fazladır.
Amerika'da bu hârika meyve üzerinde yapılan araştırmalar, kivinin birçok derdin devâsı olduğunu ortaya çıkardı. İşte bunlardan bazıları:
Kolesterol seviyesini düşürür.
Karaciğeri çalıştırır, safra ifrazatını çoğaltır.
Kanı temizler.
Göğüs hastalıklarının tedavisinde çok faydalıdır.
Grip ve soğuk algınlığının çabuk atlatılmasını sağlar.
Kan basıncını ayarlar, tansiyonu düşürür.
Kadınlarda göğüs kanserini önler.
Vücudun direncini artırır.
Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir.

 

LİMON İLÂÇ GİBİDİR

Hârika bir C vitamini deposu olan Limon, tâbiri uygunsa "Vücudumuzun doktoru." gibidir. İşte birçok derdin şifası limonun bâzı faydaları:

Kalbi ferahlatır,
Temreyi geçirir,
İdrar söktürür,
Hazmı kolaylaştırır,
Tansiyonu düşürür,
Damar sertliğini giderir.
Mide bulantısını giderir,
Grip ve nezleye şifa verir,
Diş etlerini kuvvetlendirir,
Baş dönmesini durdurur,

Damar tıkanıklıklarını açar,
Gıda zehirlenmelerini önler,
Karaciğer için çok faydalıdır,
Böbrek tıkanıklıklarını giderir,
Bademcik iltihaplarını geçirir,
Felç hastalarına tavsiye edilir,
Bağırsak ve idrar yollarını temizler,
Sivilceleri giderir, cilde güzellik katar,
Zehirli hayvan sokmalarına karşı panzehirdir.

 

KAN GRUPLARI

Türkiye'deki insanların kan grubu oranları ortalama şöyledir:

 

Kan Grupları

%

A RH Pozitif  

29.5

0 RH Pozitif

27.5

B RH Pozitif 

13.0

A RH Negatif

8.4

AB RH Pozitif

6.8

0 RH Negatif 

6.3

B RH Negatif

6.1

AB RH Negatif

2.4

 

SAĞLIKLI SÜT İÇMEK HERKESİN HAKKIDIR

Her bakımdan tam bir gıda olan süt içmeyi alışkanlık hâline getirmek lâzımdır. Batıda bu işe çok önem verilmektedir. Sütün, doğal özelliklerini ve besin değerini kaybetmeden, sağlıklı bir şekilde tüketiciye sunulması için Pastörizasyon veya Ultra Pastörizasyon işlemlerinden geçmesi ve sağlıklı bir şekilde ambalajlanması gerekir.
Pastörize Süt: Sütün 720C-750C de, 15-20 saniye ısıtıldıktan sonra, hemen 50C ye kadar soğutulması işlemidir. Pastörizasyon işlemi ile insan sağlığına zararlı bakteriler yok edilir. Pastörize sütlerin özellikleri:
1- İçinde katkı maddesi bulunmaz,
2- Cam şişelerde günlük satılır,
3- Besin değerini 2-3 gün korur.
Ultra Pastörize Süt: Sütün, 1350C de, 2-6 saniye ısıtılarak, hemen 200C ye kadar soğutulması işlemidir. Ultra Pastörizasyon işlemi ile, hem insan sağlığına zararlı bakteriler, hem de sütün bozulmasına sebep olan bakteriler yok edilir. Evde kaynatıldığında besin değerini kaybeden süt, bu yollarla besin değerini kaybetmeden sağlıklı bir şekilde müşteriye sunulur. Bunların özellikleri:
1-İçinde katkı maddesi bulunmaz,
2-Aseptik karton kutularda satılır,
3-Özelliklerini ve besin değerini, açılmadıkça en az 4 ay korur,
4-Oda ısısında muhafaza edilebilir.

 

SARMISAK

Sarmısak çok faydalıdır. Başta, tam bir antibiyotik yani, mikrop öldürücüdür. Dizanteri, kabızlık, kanser, bronşit, verem, siyatik, astım, varis vs. hastalıklara çok faydalıdır. Ayrıca;

- Dolaşım bozukluğunu giderir.
- Solucan, tenya, şerit düşürür.
- Mide, bağırsak gazını giderir.
- Kalb rahatsızlığını giderir.
- Eksoz gazına panzehirdir.
- Mesane taşlarını düşürür.
- Böbrek taşına mâni olur.
- Cilt hastalıklarını önler.
- Bağırsakları yumuşatır.
- Damar sertliğini önler.

- Güç ve kuvveti arttırır.
- Romatizmayı hafifletir.
- İnsana canlılık verir.
- Tansiyonu ayarlar.
- Hazmı kolaylaştırır.
- Ateş düşürücüdür.
- Yorgunluğu önler.
- Balgamı söktürür.
- İştah açar.

 

 

KALBİN ÜÇ DÜŞMANI

1-Yüksek Tansiyon: Tansiyon, kalbimizin kasılması esnasında, kanın damarlara pompalandığında, damarlar üzerinde yaptığı basınçtır. Kalp kasıldığında, damarlardaki basınç büyük tansiyon, gevşediğinde damarlarda hissedilen basınç küçük tansiyondur. Büyük tansiyon 140 mm Hg, küçük tansiyon ise 90 mm Hg'den fazla ise tansiyon yüksek kabul edilir.
Belirtileri: Sabah uyanıldığında ense bölgesinde ağrı, bazen baş dönmesi, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikâyetler.
2-Kolesterol: Özellikle hayvansal gıdalarda bulunan ve fazla miktarda alındığında damar iç yüzeyine yapışan kolesterol isimli bir yağdır ki, esnek olan damarlarımızın esnekliğini azaltır ve damar duvarında birikerek damar boşluğunu daraltır.
3-Şeker Hastalığı (Diyabet): İnsülin isimli pankreastan salgılanan hormon, besinlerle alınan glikoz adlı şekeri, vücudun kullanması için, kandan dokulara verir. Şeker hastalığında insülin bu görevini yapamaz ve kanda glikoz artar. Kan şekeri normal seviyelerde tutulamadığında göz, böbrek, sinir sistemi ve daha birçok bölgede tedavisi mümkün olmayan hasarlar meydana getirir.
Belirtileri: Çok su içme, sık ve bol idrar, sık acıkma, aşırı yemek yeme, yorgunluk ve hâlsizlik.
Aç karnına kan tahlilinde 126 mg/dl üzeri çıkarsa, şeker hastalığına işârettir. Şeker hastalığı ömür boyu devam eder.

Kalp için zararlılar:
Sigara ve içilen yer,
Gerginlik ve stres,
Hareketsizlik, kirli hava.
Sağlıksız beslenme,
Alkol ve tuz kullanma,
Hayvanî yağ, kırmızı et,
Hamur işi ve kızartma,

Hazır besinler,
Aşırı şişmanlık,
Şeker ve tuz,
Fazla yumurta,
Sosis, hamburger.
Kalp için faydalılar:
Yeşil sebze ve meyve,
Tahıl ve baklagiller.

Kepekli ekmek,
Balık ve tavuk,
Yağsız yoğurt ve süt,
Sıvı yağlar,
Egzersiz hareketler,
Temiz hava,
Düzenli bir hayat.

 

 

YÜRÜYÜŞ

Günde bir müddet yürüyüş yapmak, insan vücudu için çok faydalıdır. Yürümek hazmı kolaylaştırır, iştahı arttırır, sinirleri dinlendirir. Bunun için her yaştaki insan yürümekten sayısız faydalar sağlar. En sıhhatli ve dinç ihtiyarlar, fazla yürüyen insanlar arasında olur. Bedenin ve adalenin kuvvetini de arttırdığı için, hamile kadınlar için de çok faydalıdır.
Yürüyüş yaparken, ayakkabı altlarının düz ve geniş olmasına, giyeceklerin de hafif olmasına dikkat etmelidir.

 

ZAYIFLAMAK İÇİN

Günde en fazla üç öğün ve azar azar yiyin!
Yavaş yavaş ve iyi çiğneyerek yutun!
Yemekten beş dakika önce bir bardak ılık su için!
Tuzu azaltın!
Yemek tabağı küçük olsun!
Bol salata ve sebze yiyin!
Yağlardan uzak durun!
Az ekmek yemeye çalışın!
Tatlıyı ve eti azaltın!
Kızartmaları azaltın!
Öğün haricinde birşeyler atıştırmayın!
Hareket ve yürüyüş yapmaya çalışın!

 

SİNDİRİM BOZUKLUKLARI

Sindirim bozuklukları, genellikle kötü alışkanlıkların sonucudur. Belirtileri; midede ağırlık, ekşime, aşırı asidite, yanma, bulantı, uyuklama, baş ağrısı, kusma v.b. Kötü sindirilmiş besin mideden geçtikten sonra bağırsaklarda şu belirtiler başlar: Gaz, şişkinlik, kabızlık veya ishal.
o İyi ve yavaş yavaş çiğnenmeyen bir besin sindirim organlarında ekşir.
o Yemekte içilen sıvılar mideyi şişirir ve yorar. Bir bardak su içilebilir.
o Çok yemek, kötü sindirimin başlıca sebebidir. Doymadan kalkmalıdır.
o Normal bir sindirim için 4-5 saat bir zaman gerekir. Haftada bir gün olsun sindirim organları dinlenmeli.
o Öğün arasında yemek, mideyi yorar ve sinir rezervlerini tüketir. İkindi kahvaltısı yetişkinler için gereksizdir.
o Yorgun, uykusuz ve sinirliyken yemek, sindirime yardımcı olamaz.
o Kavga, tartışma, aşırı heyecan, hırs, nefret, kin gibi olumsuz duygular sindirim organları üzerinde kötü etki yapar.
o Ateşliyken yemek, ateşin yükselmesine sebep olur.
o Yemekten sonra hemen yatmamalıdır.
o Fazla baharat, hardal, sirke, karabiber... midenin kimyasal bileşimini bozar.
o Ham meyveler, aşırı asitli olduklarından, kaçınmalıdır.
o Bozuk besinler, mikropların üremesine ve sindirim bozukluğuna yol açar.
o Isıtılmış yemekler zamanla karaciğer, böbrek, safra kesesi ve bağırsakları olumsuz etkiler.
o Kızartmaların sindirimi ağırdır.
o Aşırı miktarda şeker, sindirim bozukluğuna yol açar.
o Besinlerdeki uyumsuzluk, sindirim zorluğuna sebep olabilir.
o Çay, kahve, kakao... sindirim sisteminin dengeli çalışmasını bozar.
o Aynı öğünde birçok çeşit yemek, sindirimi yokuşa sürer.
o Çiklet ve benzerleri, midedeki asidin çoğalmasına sebep olur.

 

KALBİN HOŞUNA GİDEN YİYECEKLER

Son yıllarda artan kalp hastaları, bol bol lifli maddeler yemelidir. Kepek, çavdar ürünleri, taze meyve ve sebzeler, lifli maddeler için en zengin kaynaklardır. Lifli besinler kolesterol ve yağ miktarını da azaltır.
Sık sık balık yenirse, damarlarda yağ birikmesini önler.
Bol magnezyum bulunan fındık, fıstık, baklagiller gibi yiyecekler yemek de ihmal edilmemelidir. Magnezyum, kalbin fonksiyonunu dengede tutar ve adalelere enerji sağlar.
Bol ıspanak yenmeli ki, bu yeşil sebzede bol miktarda folik asit ve B6, B12 vitaminleri vardır.

 

AĞIZ KOKUSU

Ağız kokusunun çeşitli sebepleri vardır. Çoğunlukla fena ağız kokusunun sebebi (%90 oranda) ağız içi kaynaklıdır. Diğer sebep ise mide-bağırsak yahut üst solunum yolu rahatsızlıkları dır. Bunlara ilâveten özellikle çocuklarda bağırsak parazitlerine bağlı daha çok sabahleyin gözüken ağız kokusu meydana gelebilir. Bâzı sistemik hastalıklarda da (diyabet gibi) fena koku görülmektedir.
Ağız içi kokusunun sebepleri:
1- Kokulu yiyecekler,
2- Diş çürüğü,
3- Diş eti-kemik dokusu hastalıkları,
4- Sürekli ağız kuruluğu,
5- Sigara kullanma,
6- Ağzın kötü bakımı.
Yediğimiz gıdalar solunumumuzu etkiler; özellikle soğan, sarmısak gibi yiyecekler kan dolaşımımıza geçerler. Oradan da akciğerlere transfer edilip nefesimizle dışarı atılır.
Diş fırçalama, diş ipi kullanımı, ağız gargaraları ve sakız çiğneme, kokuyu sadece geçici olarak maskeler. Düzenli ağız bakımı olmazsa, gıda artıkları dişler arasında, dilin ve dişetlerinin üstünde birikerek ağızda kalır; belli bir süre sonra kokuya sebep olur. Protezlerin de iyi temizlenememesi fena kokuya sebep olabilir. Diş eti ve çevre kemik dokusu sağlığı bozukluğunun da en önemli habercisi, fena ağız kokusudur.

 

POLEN HÂRİKA BİR İLÂÇTIR

Polen; arıların, çiçeklerin ortasında bulunan tozlarını, larvaları ve ana arıyı beslemek için arka ayaklarına özel bir salgı ile toplayarak, kovanın önünde bulunan polen tuzağı denilen kutulara bıraktıkları maddedir. Bu tozlar kurutularak hazır hâle getirilir.
Polen hârika besinlerin en üstünüdür.
Bütün vitaminler, yağ, protein, şeker, mineral, doğal hormon gibi maddeler bulunur. Ayrıca 27 çeşit madensel tuz, 22 çeşit amino asidi yanında; A, B, B1, B2, B3, B5, B6, B7, B8, B9, B10 vitaminleri de ihtiva eder.
Başta kanser olmak üzere, kalp-damar ve karaciğer, romatizma, sedef, ekzama, sivilce, saç dökülmesi, cilt lekeleri, prostat, göz, astım, bronşit, ülser, bâsur, felç, kansızlık, beyin, ruh ve sinir hastalıklarında; çocuk gelişiminde; beyin ve vücut yorgunlukları nda kullanıldığı gibi; zayıflık-şişmanlı k, kabızlık-ishal gibi birbirine zıt olan hastalıklarda da kullanılır. Kandaki alyuvar sayısını %25 ve hemoglobini %15 oranında arttırır.Günde bir çay kaşığı, süt, çay, kahve ile birlikte, yahut çiğneyerek doğrudan doğruya alınabilir.

SİGARAYI BIRAKINCA

       Sigarayı bırakınca neler oluyor:
* 20 dakika sonra, kalp atışları düzene giriyor ve vücut ısısı sigara içmeyen bir insanla eşitleniyor.
* 8 saat sonra, kandaki karbondioksitin %95'i temizleniyor.
* 24 saat sonra, kalp krizi riski azalıyor, sağlıklı insana yakın duruma geliniyor.
* 2 gün sonra, tat ve koku alma normal insan gibi hassaslaşıyor.
* 3 gün sonra, nefes almak hissedilir derecede iyileşiyor.
* 3 ay sonra, akciğerler %30 daha fazla çalışıyor; içerisindeki kiri de atmaya başlıyor.
* 1 sene sonra, kalp kafesinden hastalanma rizki %50 azalıyor.
* 10 sene sonra, akciğer kanseri olma ihtimali hiç sigara içmeyen bir insanla denk oluyor.
* 15 sene sonra, kalp ve tansiyon hiç sigara içmemiş gibi normalleşiyor.  Türkiye Gazetesi 29.04.2000

 

KEPEK DEYİP GEÇMEYİN

Kepek, vitamin ve minerâl madde bakımından pek çok zengindir. Diğer bâzı faydaları da şöyledir:
Kepekli ekmek, çiğneme müddetini uzatır. Tükürük salgısını da arttırdığı için fazla gıda alımını önler.
Midede fazla kalacağı için çabuk acıktırmaz. Bağırsaktaki geçişleri ise hızlandırır. Kabızlığa faydası olur.
Kepek suda çözülmez. Gıdalar içerisinde karbonhidrat ve yağlı maddelerin emilmesine kısmen mâni olur. Kan şekeri ve kan yağları üzerine müsbet tesir yapar. Kepek ve posalı gıdalar sindirim sisteminde kanserin meydana gelmesini azaltır.
Kepekteki fitik asit, kalsiyum, demir ve çinko elementlerinin fazla emilmesini azaltır. Kepekli un mayalanırsa, bu zararlı etkisi kaybolur.
Bol kepekli ekmeklerin kalori değeri azalmakta, buna karşılık vitamin ve protein değeri artmaktadır. Bu sebeple şişmanlığı önlemektedir.
Gıdalar içerisinde karbonhidrat ve yağların emilmesine kısmen mâni olur. Kanda lipid ve kolesterol üzerine etkili olur.
Sağlık için kepekli ekmek herkese çok faydalıdır. Bilhassa kilosu fazla olanlara tavsiye edilir.

 

TANSİYON DÜŞÜKLÜĞÜ

Aşağıdaki sorulara vereceğiniz her "Evet" cevabı, sizdeki tansiyon düşüklüğü riskinin, yüksek olduğunu gösteriyor:
* Sabahları daha fazla uyumak istiyor musunuz?
* Gün boyunca esnemek zorunda kalıyor musunuz?
* Hava değişimi tesir ediyor mu?
* Sık sık keyifsizleşiyor ve işe başlayabilmek için yoğun çaba harcamak zorunda kalıyor musunuz?
* Hafızanızda belli bir zayıflık ve güçsüzlük hissediyor musunuz?
* Ayağa kalktığınızda baş dönmesi, göz kararması oluyor mu?
* Aşırı derecede hassaslaşma ve bitkinliğe düştüğünüz oluyor mu?
* Çehrenizde dikkat çekici bir solgunluk meydana geliyor mu?
* Sık sık kalp çarpıntısı veya kulak çınlaması hissediyor musunuz?
* Ellerinizde ve ayaklarınızda sürekli bir soğukluk oluyor mu?

 

UZMANLARIN TAVSİYESİ

 

Uzmanlara göre sağlıklı yaşamanın yolu, yanlış beslenme alışkanlıklarını değiştirmekten geçiyor. Konuyla ilgili araştırmaya göre; Anadolu'da yaygın olan buğday, mısır, yulaf ve pirinç gibi tahıllarla pişirilen çorbalar, gerçekte vitamin deposu. Sofrada esmer buğday ve çavdar ekmeğine yer verme tavsiyesinde bulunan uzmanlar, buğdayın; fosfat, magnezyum, kalsiyum, fosfor, B ve E vitamini ihtiva ettiğini belirtiyorlar. Çavdar ekmeği; damar sertliği, kan dolaşımı bozukluğu ve yüksek tansiyon için faydalı olurken, vitamin ve mâdensel tuz ihtiva eden yulaf, vücuttaki zararlı toksinlerin atılmasını sağlıyor.
Pirincin B vitamini bakımından zengin olduğuna da dikkat çeken uzmanlar, buğdaydaki gibi pirincin de bütün vitamininin kabuğunda olduğunu bildirerek, işlem görmüş beyaz pirinç yerine, kırıklı, kahverengi pirincin tercih edilmesini tavsiye ediyorlar.
Diyet yapma kaygısıyle vücudunuzu yağdan yoksun bırakmayın! Çünkü vitaminlerin bir kısmı (A, D, E, K) vücuda yağla birlikte alınır. Yağ, deri altı vücut ısısının hızlı kaybını önler. Bâzı hormonların yapımı için de gereklidir. Ceviz, yerfıstığı ve zeytinyağı beyin hücreleri için de yararlıdır.
Lokmalarınızı iyice çiğneyin! Acele atıştırdığınızda açlık duygusunu tatmin edemediğiniz için daha fazla yersiniz.
Magnezyum ve E vitamini yönünden zengin olan çikolata enerji verir. Ama çikolatanın katı yağ ve şekerden yapılmış olduğunu unutmayın!
Sindirim sisteminin dinlenmesi ve vücuttaki toksinlerin atılması için, haftada bir gün sâdece meyve yiyin, süt ve su için!
Beyaz şekeri azaltın, balı tercih edin!
Lifli sebze ve meyveleri sofranızdan eksik etmeyin! Posalı olan bu yiyecekler, artıkların bağırsaktan geçişi sırasında, barsak yüzeyini korurlar.

 

GRİP ve GRİP AŞISI

Grip, Influenza adı verilen bir virus tarafından meydana getirilen, âni olarak 39 °C üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, hâlsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Daha sonra boğaz ağrısı, burun akıntısı, hapşırma, gözlerin yaşarması ve kanlanması gibi belirtiler eklenir ve bazen de karın ağrısı, bulantı, kusma görülebilir. Hastaları mutlaka 3-7 gün yatağa mahkûm etmektedir
Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp, akciğer, böbrek, şeker gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır.
Gripten korunmanın en etkili ve ekonomik yolu aşılanmaktır. Grip aşısı için en uygun zaman da sonbahar aylarıdır. Dünya Sağlık Teşkilâtı'na göre şu kimseler grip aşısı olmalıdır:
- Bronşiyal astım hastaları,
- Kalp ve damar hastalıkları olanlar,
- Şeker gibi kronik hastalığı olanlar,
- Kronik böbrek hastaları,
- 65 yaşından büyük kişiler,
- Bağışıklık sistemi bozulanlar,
- Gripte, 2-3 aylık olan hâmileler,
- Toplu yaşanılan yerlerde kalanlar,
- Sağlık personeli ve görevliler,
- Toplum hizmetinde çalışanlar,
- Sık seyahat edenler,
- İş gücü kaybı olacak olanlar,
- Grip olmak istemeyenler.

 

 

 

Öfke Kontrolü Üzerine Makale

FaceBook  Twitter  

TEMEL İLETİŞİM BECERİLERİ
STRESLE BAŞA ÇIKMA YOLLARI ÖFKE KONTROLÜ

Sağlıklı olmak; sadece fiziksel bir hastalığınızın olmaması anlamına gelmez. Psikolojik açıdan kendinizi iyi hissetmek de sağlıklı olmanın temel bileşenidir.

Psikolojik sağlık ise;

1.     Çevrenizdeki insanlarla sağlıklı bir iletişim kurabilmenizi

2.     Kendinize ve çevrenizdekilere zarar vermeyecek şekilde öfkenizi kontrol edebilmenizi

3.     Günlük yaşam stresleriyle etkin bir şekilde baş edebilmenizi gerektirir.

Bu yazıda yukarıdaki 3 temel beceriye ilişkin özet bilgiler verilecektir:

TEMEL İLETİŞİM BECERİLERİ
İnsan yaradılışı nedeni ile tek başına yaşayamaz. Varlığını sürdürebilmek için geçmişten bu yana sürekli diğer insanlara ihtiyaç duymuştur. Diğer insanlarla birlikte olabilmenin en önemli aracı ise iletişimdir. Bu nedenle iletişim, var olmak ve yaşamak için beslenmek kadar doğal ve kaçınılmazdır. Günümüzde ortaya çıkan başta kişilerarası ilişkilerdeki sorunlar ve bu sorunlara bağlı pek çok psikolojik bozukluğun temelinde iletişim becerilerindeki eksikliğin yattığı söylenebilir. Temel iletişim becerileri üç kısımdan oluşur:

1.     Dinleme

İletişim deyince; çoğu insanın ilk aklına gelen şey konuşmak olur. Oysa doğru iletişimin oluşabilmesi için önce dinleyebilmek gerekir. Fakat bizler sadece susmakla dinlediğimizi zannediyoruz ve zannettiriyoruz. Ancak; "dinlemek konuşmamaktır." düşüncesi kocaman bir yanılgıdır. Dinlemek karşımızdakini anlamaktır, tanımaktır. Dinlediğiniz kişiye şu mesajı verirsiniz: "Sana ne olduğunu umursuyorum, hayatın ve yaşantıların benim için önemli."

Dinlemek, iletişimin ön koşuludur; olmazsa olamazıdır. Öyleyse; neden karşımızdakini dinleyemiyoruz?

·         Eğer karşımızdakinin ne söyleyeceğini biliyorsak (bildiğimizi zannediyorsak) dinlemeyiz.

·         Hoşumuza gitmeyen bir şeyi duymak istemeyiz.

·         Hoşlanmadığımız bir insanın söylediklerini dinlemekte zorlanırız.

·         Karşımızdaki daha sözüne başlar başlamaz cevap hazırlamaya başladığımız için ne dediğini duyamayız

Etkili ve doğru dinlemenin kurallarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:

·         Konuşurken dinleyemezsiniz, öncelikle dinlemeye istekli olun.

·         Yapmakta olduğunuz işi bir tarafa bırakın. Karşınızdaki size bir şey anlatırken başka bir şeyle meşgul olmayın, başka şeyler düşünmemeye çalışın.

·         Diğer düşüncelerinizi geri plana itin; dikkatinizi karşınızdakinin ne söylediğine verin.

·         Dinlerken kulaklarınız kadar gözlerinizi de kullanın, göz teması kurun.

·         Kendinizi karşınızdakinin yerine koyup, empati gösterin. (Yani kendinize şunu sorun; "Onun yerinde ben olsaydım ne düşünürdüm, ne yapardım?)

Empati; bir kişinin kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun gözleri ile dünyaya bakabilmesi; o kişinin duygu ve düşüncelerini anlayabilmesidir. Burada önemli bir nokta karşıdaki kişiyi anladıktan sonra kişiye bunu iletebilmektir. Bunu gerek sözel gerekse beden duruşu, mimik sözsüz tepkilerimizle gösterebiliriz. İnsanlar, kendileriyle empati kurulduğunda, anlaşıldıklarını ve kendilerine önem verildiğini hissederler.

İyi bir dinleyicinin özellikleri şunlardır:

·         Söz kesmez

·         Yargılamaz

·         Karşılık vermeden önce düşünür

·         Yüzü konuşana dönüktür

·         Dinlerken ne diyeceğinin provasını yapmaz

·         Son sözü söyleme çabasına girmez.

2.     İfade Etme

Kendimizi etkili bir şekilde ifade etmenin kuralları şunlardır:

·         İletiler dolaysız olmalıdır: Kendini etkili bir şekilde ifade etmenin ilk koşulu neyin ne zaman söyleneceğini bilmektir. Bu da insanların sizin ne düşündüğünüzü ya da ne istediğinizi bildiklerini varsaymamak demektir.

·         İletiler anında olmalıdır: İncinmiş ya da kızgın iseniz ya da bir ihtiyaç içindeyseniz iletişimi ertelemek genellikle duygularınızı şiddetlendirecektir. O an ertelediğiniz ifade daha sonra saldırgan bir şekilde iletilecektir. Yaşadığınız öfke patlaması ilişkinizi zedeleyecektir.

·         İletiler açık olmalıdır: Açık bir ileti düşüncelerinizin, duygularınızın, gereksinimlerinizin ve gözlemlerinizin eksiksiz ve doğru bir yansımasıdır.

·         İletiler dürüst olmalıdır:  İletişimin gerçek amacı ile belirtilen amacının birbiriyle aynı olması anlamına gelir. Gizli niyetler yakınlığı engeller.

·         İletiler destekleyici olmalıdır: Destekleyici olmak karşınızdaki insanın sizden uzaklaşmadan sizi dinleyebilmesini istemek anlamına gelir.

Bunlara ek olarak; etkili bir iletişim için; sen dilinden çok ben dilinin kullanılması önerilmektedir.

Sen Diliyle İfade Duygu ve Düşünceler:

  • Yeterince açık konuşmuyorsun.
  • Niçin kapıyı hep açık bırakıyorsun?
  • Sen çok çabuk öfkeleniyorsun.
  • Çok kabasın her zaman sözümü kesiyorsun.

Aslında, aynı cümleler ben dili kullanarak da ifade edilebilir:

Ben Diliyle İfade Duygu ve Düşünceler:

  • Söylediklerini tam olarak anlayamıyorum.
  • Kapının açık kalması beni rahatsız ediyor.
  • Çok çabuk öfkelendiğini düşünüyorum.
  • Bu şekilde konuşman beni üzüyor.

Peki, neden ben dili kullanmamız gerekiyor? Çünkü:

Sen Dili;

  • Suçlayıcıdır.
  • Kusur bulur, yargılayıcı, aşağılayıcı mesajlar taşır.
  • Tarafları işbirliğinden uzaklaştırır.
  • Savunucu ve düşmanca tavırlara neden olur.
  • İnsanlar kendilerini kızgın, incinmiş ve değersiz görür.
  • Değişmeye direnç olur.
  • Kişi önemsenmediğini düşünür.

Ben Dili ise;

  • Hissedilenleri ifade eder.
  • İyi niyetle işbirliği çağrısıdır.
  • Güven geliştirir.
  • Suçlamaz, yargılamaz.
  • Savunmaya itmez.
  • Karşıdaki kişide düşünme ve empati yaratır.
  • Hisler ve kaygılar açıkça dile getirilir.
  • Kişiliğe saldırı yoktur.

Beden Diline Dikkat Etme

İletişim sırasında; kullandığımız sözcüklerin karşımızdaki kişi üzerindeki etkisi sadece % 7'dir. Ses tonumuzun etkisi ise yaklaşık % 35'dir. Karşımızdaki üzerinde en çok etkili olan ise % 58'lik oranla beden dilimizdir. Yani; hareket ve yüz ifadelerimiz, kullandığımız sözcüklerden sekiz kat daha güçlüdür! Bu yüzden birisi ile konuşurken ya da onu dinlerken; bedenimizin duruşuna, jest ve mimiklerimize ve en önemlisi göz teması kurmaya dikkat etmeliyiz. Çünkü asıl önemli olan; "Ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimiz" dir.

Son olarak; iletişimde yapılmaması gerekenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • konuyu hiçbir açıklama yapmadan değiştirmek
  • değiştirilemeyecek türden konulara odaklanmak
  • gereksiz ve yıkıcı eleştirilerde bulunmak
  • öğüt vermek ve ikna etmeye çalışmak
  • şiddetle karşı çıkmak

STRES NEDİR?

Stres, yaşam zorluklarının, onlarla baş etme becerilerimizi aştığını anladığımız zaman ortaya çıkan bedensel, psikolojik ve davranışsal belirtilerle kendini gösteren bir tepkidir.

Stres, hayatın bir parçası, kaçınılmaz gerçeğidir.

Stresin genellikle olumsuz bir şey olduğuna dair bir kanı vardır. Ancak bu yanlıştır. Stresin olumlu bir yanının olduğunu da hep hatırlamamız gerekir. Herkes için belirli dozda stres varoluşumuzu sürdürebilmemiz ve üretken olabilmemiz için olmazsa olmaz bir şeydir.

Bireyin baş etme yetenekleri gelişmiş ise kişi kendini yaşadığı olay karşısında gerilimden uzak tutabilir. Ancak olayın gerektirdikleri kişinin baş etme kaynaklarından daha ağır ise, bir dengesizlik durumu gelişir ve bedene fiziksel, psikolojik düzeyde kapasitesinin üstünde bir ağırlık yüklenir. Belki bu ağır yük bir yere kadar taşınabilir, bedenimiz geçici bir dengesizliği hoş görebilir, silkinip eski haline dönebilir. Ancak dengesizlik devam ederse aşırı stresin işaretleri belirir ve arkasından stresle ilgili hastalıklar (ülser, migren, kalp hastalıkları, depresyon vb.) ortaya çıkabilir.

Bedenimiz strese karşı kendini savunabilecek bir tepki zincirine doğuştan sahiptir. Bu tepki,herhangi bir tehlike karşısında otonom sinir sistemimiz tarafından devreye sokulan  savaşma ve kaçma tepkisidir. Örneğin, bir sokak köpeği ile karşılaştığımızda ya orada kalıp köpeğin bize zarar vermesini önleyecek davranışlarda bulunmak ya da hemen oradan uzaklaşmanın bir yolunu bulmak.

STRES BELİRTİLERİ

  • Fizyolojik belirtiler; kas ağrıları, mide bozuklukları, baş ağrıları, kalpte ritim bozukluğu, halsizlik ve yorgunluk sayılabilir.
  • Psikolojik belirtiler; aşırı endişelenme, konsantrasyon güçlüğü , unutkanlık , sinirlilik, kendini üzüntülü, kızgın ya da zaman baskısı altında hissetme şeklinde sıralanabilir.
  • Davranışsal belirtilere örnek olarak da; bir maddeye aşırı düşkünlük(alkol, ilaç veya yemek vb.) uykusuzluk ya da aşırı uyuma isteği, gevşeyememe, huzursuzluk, sosyal ortamlardan uzak durma sayılabilir.

STRES KAYNAKLARI

Stres çevreden ya da kişinin kendinden kaynaklanabilir.

  • Çevresel stresler

Önemli yaşam olaylarını ve günlük sıkıntıları içerir. Örneğin, üniversiteye başlamak, bir yerden başka bir yere taşınmak, ciddi bir hastalık,bir aile bireyinin ölümü gibi.

  • Kişisel stres kaynakları

Zihinsel faaliyetleriyle ya da davranışlarımızla ilişkili olabilir. Kendi kendimize davranışlarım ve dünya şu ya da bu şekilde "olmak zorunda veya olmalı" dediğimizde strese davetiye çıkarmış oluruz. Çünkü ne kendi davranışlarımızın ne de dünyanın bizim istediğimiz şekilde olması mümkün değildir. İnsanda stres yaratan üç temel inanç vardır. "Herkes beni sevmeli", "Her zaman mükemmel davranmalıyım" ve "Hiç hata yapmamalıyım". Bu inançlar ya hep ya hiç özelliği taşımaktadır. Stresin olumsuz etkilerini azaltmak için bu inançları arzulara  dönüştürmek gerekir. Örneğin "her şey benim olmalı", "bana verilmeli" yerine "benim olmasını isterdim" diyebilmek.

STERSLE BAŞETME YOLLARI

Stres tepkinizi ateşleyen durumları belirledikten sonra muhtemelen bunlardan bazılarının değiştirilebilir ve kontrol edilebilir olduğunu, bazılarının da kontrolümüz dışında kaldığını ve yalnızca kabullenilmeyi ve katlanılmayı gerektirdiklerini göreceksiniz.

Evrensel stres azaltma teknikleri diye bir şey yoktur. Hepimiz farklıyız, yaşantılarımız ve olaylara verdiğimiz tepkiler farklı bir nedenle aşağıda bahsedilecek başa çıkma yollarından kişinin kendine uygun olanı seçip uygulamasında yarar vardır.
Stresi yönetmek için çeşitli yollar vardır.

  • Spor yapılabilir (jimnastik, yürüyüş vb. )
  • Doğru nefes alıp vermeyi öğrenmek ( burundan derin bir nefes alıp ağızdan "o" şekilde yavaşça verilen nefes  vermek gevşemeye çok fazla yardımcı olur)
  • Yoga, meditasyon yapılabilir.
  • Pozitif düşünme (olayların olumlu yanlarını da görebilme)
  • Doğru beslenme önemli
  • İyi arkadaşlıklar kurma; yakın ilişkiler kurmak stresi azaltır duygusal tatmini artırır.
  • İlgileriniz doğrultusunda bir hobi edinmek
  • Öfke, kızgınlık gibi olumsuz duyguları etkili yollarla ifade edebilmeyi öğrenmek
  • Gerektiğinde hayır diyebilmeyi bilebilmek
  • Etkili iletişim becerilerini ve etkili problem çözme yollarını öğrenmek
  • Zamanı iyi planlamak ve kullanabilmek

ÖFKE NEDİR?

  • Öfke, basit bir sinirlilik veya kızgınlık halinden , yoğun hiddet durumuna kadar farklılıklar gösteren güçlü, sağlıklı ve doğal bir duygudur.
  • Öfke; hızlı ve hemen artar. Bu yüzden hemen kontrolden çıkabilir.

ANCAK ÖFKE HER ZAMAN SALDIRGANLIKLA SONUÇLANMAZ

ÖFKEYE NE YOL AÇAR?

  • Amiriniz, anneniz, kardeşiniz, sokaktaki bir adam  gibi belirli bir insana ,
  • Trafik sıkışıklığı, maddi zorluklar, bir randevunuzun iptal edilmesi, haksızlığa uğrama, engellenme gibi olaylara,
  • İstemediğiniz şekilde davranmadığınız için kendinize,
  • Daha önce yaşadığınız ve  sizi öfkelendirmiş olan olayların anılara öfkelenebilirsiniz.

ÖFKE NE ZAMAN SORUN HALİNE GELİR?

  • Çok sık olduğunda   
  • Çok uzun sürdüğünde
  • Saldırganlıkla sonuçlandığında
  • Çok güçlü olduğunda
  • Kişiler arası ilişkilerde ve iş yaşamında  olumsuz sonuçlara yol açtığında
  • Bastırıldığında, uygun yolla ifade edilmediğinde

ÖFKELENDİĞİNİZDE NE OLUR?
Bedensel tepkiler
,
Düşünce,
Duygu ,
Davranış,
boyutlarında  o an yaşanılan öfkenin  şiddetine bağlı olarak birtakım farklılıklar meydana gelir.

Vücudumuzda ;

  • Stres ve gerginlik başlar,
  • Enerjiyi arttıran Adrenalin salgısı artar,
  • Nefes alıp verme sıklaşır,
  • Kalp atışları hızlanır,
  • Kan basıncı artar,
  • Vücut ve zihin "savaş ya da kaç" tepkisi için hazırlanır.

Olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Daha olumsuz düşünmeye başlarız.
Gerginlik, sinirlilik , öfke gibi duygular yaşarız.

Öfkelendiğimizde  bu duygumuzu bağırıp çağırma, bastırma gibi farklı yollarla ifade etmeye çalışabiliriz.

Ancak uygun yollarla ifade edilemeyen öfke , kişiler arası ilişkileri bozabileceği gibi, zihinsel ve fiziksel problemlere de yol açabilir. Doğru ifade edilmeyen öfkenin yol açtığı fiziksel problemler arasında;

  • Baş ağrıları,
  • Mide rahatsızlıkları,
  • Solunum problemleri,
  • Cilt problemleri,
  • Artirit,
  • Sinir sistemi rahatsızlıkları,
  • Dolaşım sorunları,
  • Varolan fiziksel rahatsızlıkların kötüleşmesi,
  • Duygusal rahatsızlıklar ve intihar sayılabilir.

ÖFKE NASIL KONTROL EDİLEBİLİR?
Gevşeme
Öfkelendiğinizde beden tepkilerini kontrol etmek ve sakinleşmek öfkenin kontrolden çıkmasını engelleyecektir.

Bunun için kullanılabilecek basit yöntemler:

  • Karnınızı dolduracak şekilde nefes alın. Nefes alıp verirken göğsünüzü değil, karnınızı şişirin ve çok yavaş bir şekilde nefesinizi verin.
  • Derin nefes alırken kendi kendinize tekrar tekrar "gevşe" ya da "sakin ol" diyerek telkinde bulunun.
  • Hayal ederek sizi gevşetecek  bir yer ve ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın.

Düşünceleri değiştirmek

Kızgın olduğunuz zaman genellikle düşünceleriniz gerçeği yansıtmaktan çok, olayların abartılmış ve çarpıtılmış bir şekilde algılandığını yansıtır. Bu tür düşünceleri fark edin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.

Örneğin; kendi kendinize "Eyvah! Şimdi her şey mahvoldu!" gibi bir şey söylemek yerine, "Evet, çok can sıkıcı! Neden kızdığımı çok iyi anlıyorum. Ama dünyanın sonu değil ve buna kızmam, bu olayı olmamış hale getirmeyecek." diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Kızgınlığınızın hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, "asla!" ya da "her zaman!" gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın.

"Bu asansör asla çalışmaz!" ya da "Zaten her zaman telefon etmeyi unutursun!" gibi cümleler sadece hatalı değildir; aynı zamanda kızgınlık duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar ve siz durumla ilgili yargıyı vermiş olduğunuzdan, problemin çözümüne de katkıda bulunmaz.

MANTIK   HER ZAMAN   ÖFKEYİ YENER.

Çünkü haklı bir nedene bağlı olsa da öfke, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının.

Problem çözme

Bazen öfke duygumuz yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Bu durumlarda en yararlı tutum durumu değiştirip değiştiremeyeceğinizi araştırmaktır. Bunun için;

  • Değiştirebileceğiniz bir şeyse çözüm yolları arayabilir,
  • Değiştirilemeyecek bir durumsa çözüm için uğraşmak yerine sorunla yüzleşebilirsiniz.



Daha iyi bir iletişim

Kızgınlık yaşadığımızda genellikle karşımızdaki kişinin bize ne söylemeye çalıştığını dinlememe eğilimindeyizdir.

İnsanın eleştirildiğinde savunmaya geçmesi doğaldır. Ancak öfkenizin kontrolden çıkmasını izin vermeyin.

Biriyle ciddi bir tartışma yaşadığınızda;

  • Aklınıza gelen ilk şeyi söylememeye çalışın.
  • Yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün.
  • Aynı anda karşınızdakinin söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın.
  • Hemen cevap vermeyin.

BAZI İNAÇLARINIZI GÖZDEN GEÇİRİN:

"Öfkemi kontrol edemem , babam da çok öfkeli biriydi. Ben ona çekmişim."
Ancak öfkelendiğimizde verdiğimiz tepkiler değiştirilebilir. Çünkü bu tepkiler öğrenilmiştir.

" Eğer öfkemi açığa vurmazsam patlayabilirim."
Ancak öfke kontrolünü kaybetmek kişinin kendisini daha kötü hissetmesine ve öfkesinin artmasına yol açar.

"Eğer öfkeli görünürsem insanlar öfkemden korkarlar ve böylece beni kullanamazlar."
Öfkeyi şiddet yoluyla ifade etmek ya da şiddete başvurmakla tehdit etmek kısa dönemde istediklerinizi elde etmenize yardımcı olsa da uzun dönemde ilişkilerinizi bozar ve sizi sözel ve fiziksel saldırılara açık hale getirir. Ayrıca öfke patlamaları başkalarının size kin beslemesine, sizden uzaklaşmalarına, kırgınlıklarına neden olur.

"Eğer öfkelenirsem kaygım azalır."
Kaygıyla ancak sizi korkutan şeyin ne olduğuyla yüzleşirseniz üstesinden gelebilirsiniz.

"Beni diğer insanlar ya da olaylar öfkelendiriyor. Bu yüzden öfkemi denetleyemem. Öfke başa gelen bir şeydir, ona bir şey yapamazsınız, başa gelen çekilir."

Öfke herkesin yaşayabileceği bir duygudur. Yaşamımızda bizi kızdıran olaylarla ve insanlarla karşılaşsak da bizi öfkelendiren şey aslında, yaşadığımız durumlara yüklediğimiz anlamlar ve durumu algılayış biçimimizdir. Dolayısıyla olaylara bakış açımızı değiştirerek o duruma vereceğimiz tepkileri ve öfkemizi ifade etme biçimimizi değiştirmemiz mümkündür.

ÖFKENİZE BAŞKALARININ NEDEN OLDUĞUNA İNANDIKÇA ONU DENETLEYEMEZSİNİZ.

Eğer bu yolları kullandığınız halde öfkenizi yönetme konusunda zorluk yaşıyorsanız , bir profesyonelden yardım almanız gerekir.

  • Hayatta her zaman engeller, acılar, kayıplar ve diğer insanların bizi rahatsız eden davranışları hep olacaktır.
  • Bunu değiştiremezsiniz.
  • Ancak olaylardan etkilenme biçiminizi ve olaylara, insanlara verdiğiniz tepkileri DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ.

Migren Tedavisi

FaceBook  Twitter  

YEŞİL-KIRMIZI    BİBER

Capsaicin, A ve C vitamini, Çinko

Baş ağrısı ve migrene karşı koruyucu etkiye sahip

Ihlamur ve papatya çayı migrene iyi gelir.

Migren

 

Halk arasında yarım baş ağrısı diye bilinen ve soğuk bir terleme ile birlikte gelip, başın ve yüzün yarısını kaplayan özel bir baş ağrısıdır. Ağrılar bazen dayanılmayacak kadar şiddetli olur. Birkaç dakika sürebileceği gibi saatlerce hatta günlerce devam eder. Migren, herhangi bir hastalığın belirtisi olabildiği gibi, belirli bir neden olmadan da görülebilir. İrsi olanlar da vardır. Başın yarısında zonklamalar, bulantı ve bazen kusma görülür. Gözünün önünde siyah benekler, bulanık lekeler, uçuşur. Bazı kimseler, konuşmakta da zorluk çekerler. Ağrı geldiği zaman, karanlık bir odada sırt üstü yatmak oldukça etkilidir. Ayrıca, hazımsızlığı önlemek, haftada iki kere ılık banyo yapmak, sebze yemek ve kahve, çay, sigara, içki, gibi zararlı şeyleri terk etmek gerekir. Doktorun vereceği ilaçlar yanında aşağıdaki reçeteler de uygulanabilir.
Tedavi için gerekli malzeme : Lahana.
Hazırlanışı : Bir tane lahana yaprağı, ince ince kıyıldıktan sonra temiz bir bezin arasına doldurulup, alna konur.

MiGREN iCiN
saf nane yağı koklayın veya birer damla burun deliklerine sürün ağrılarınızdan kurtulacaksınız, yanlız mutlaka saf nane yağı olması lazımdır.

ZARARLI GIDALAR

ÇİKOLATA

 

Ziyaretçi Sayacı

Bugün152
Dün242
Bu Hafta2026
Bu Ay3776
Tümü266283