Makro Ekonomik Dengeler ve Türk Bankacılık Sistemi

FaceBook  Twitter  

Makro Ekonomik Dengeler ve Türk Bankacılık Sistemi 

2003 yılının son 2 aylık dönemine girdiğimiz şu günlerde 2000 ve 2001 yıllarında içine düştüğümüz kriz havasından çok daha farklı, ekonomik dengelerin yerine oturduğu, iyimser bir  ekonomi tablosunun oluştuğunu görüyoruz. Krizden çıkış sürecinin hızlı bir şekilde yaşandığı ülkemizde hernekadar ekonomik dengelerin yerine oturduğu net olarak görülse de  krize duyarlı bu dengelerin kırılganlıklarını,risklere duyarlılıklarını da iyi hesaplayıp ihtiyatlı olmak gerektiği kanısındayım. Özellikle gelecek yılın ilk yarısının sıkıntılı olabileceğini düşünerek yılın son aylarına girerken ekonomideki artı ve eksilerin iyi değerlendirilmesi, bunların Bankacılık Sistemine etkilerinin üzerinde durulması yararlı olacaktır. Bu çerçevede ekonomik göstergelerdeki olumlu işaretler aşağıda sıralanmaktadır.

  • Enflasyondaki düşüş sürecinin ivme kazandığı görülmektedir.Devlet İstatistik Enstitüsü (DİE), verilerine göre bu yılın ekim ayında toptan eşya fiyatları (TEFE) yüzde 0.6(yıllık % 16.1), tüketici fiyatları (TÜFE) ise yüzde 1.4(yıllık % 20.8) oranında artmıştır.Bu da yıl sonu TEFE enflasyon hedefi olan %21’lik hedefin realize edilebileceği yönünde umut vermektedir.
  • Ekonomik büyüme ilk altı aylık dönemde % 5.4 oranında gerçekleşmiştir.  Altı aylık dilimde sanayide yüzde 6.0, tarımda yüzde 0.6, ticarette yüzde 8.1'lik büyüme hızı yakalanmıştır. Dolayısıyla % 5 oranındaki yıl sonu büyüme hedefinin realize edilmesine ilişkin herhangi bir kaygı kalmamıştır.
  • Talepte canlanma artan oranda devam etmektedir. Bir önceki yıla gore beyaz eşya satışları %20 civarında, otomotiv satışları ise % 109 oranında artmıştır.
  • Harcamalar yavaş yavaş artmaktadır. Özel nihai tüketim harcamaları ilk çeyrekte % 6.4,ikinci çeyrekte ise %2.5 oranında, yatırım harcamaları da ilk çeyrekte %9.3, ikinci çeyrekte ise % 5.5 oranında artmıştır.
  • Ekim ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %36 oranında artarak toplam 39 Mia USD’ye ulaşmıştır. Sözkonusu artış oranı ve hacimsel büyüklük, aynı zamanda cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • İç borçların çevrilmesinde herhangi bir sorun yaşanmamaktadır. Cari faiz oranlarındaki düşüş eğilimi ve borç vadelerinin uzatılmasında sorun yaşanmaması da devlet borçlarının yönetiminde destekleyici olmaktadır.
  • 20 katrilyon TL’lik yılsonu faiz dışı fazla hedefinin %80’lik kısmı realize edilmiştir.Bu konuda sorun yaşanması beklenmemektedir. 
  • Türk bankacılık sektörü, IMF tarafından hazırlanan rapora göre, yılın ilk çeyreğinde gelişmekte olan ülkeler arasında % 26.7’lik sermaye yeterliliği oranıyla sermaye yeterliliği en yüksek sektör olarak açıklanmıştır.Dolayısıyla bankacılık sektöründe sermaye yeterliliği açısından herhangi bir sorun yaşanmaması da umut verici bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır.  
  • Sıkı maliye politikası sonucunda harcama disiplini sağlanmış ve kamu harcamalarında önemli ölçüde azalma, kamu gelirlerinde ise (özellikle vergi barışı sonucunda vergi gelirlerinde) artış gerçekleşmiştir.
  • Faiz oranlarındaki düşüş eğilimi devam etmektedir.Merkez Bankası’nın bu yıl yaptığı 6. faiz indirimi sonucunda; nisan ayında yüzde 41 olan gecelik repo faizleri yüzde 26’ya çekilmiştir. Dolayısyla bankaların fonlama maliyetleri de yüzde 30 seviyesine inmiştir.Faiz oranlarındaki düşüş eğiliminin reel faiz oranındaki  azalmayı da beklenen ölçüde beraberinde getireceği düşünülmektedir. Faiz oranlarındaki düşüş eğiliminin ivme kazanması da dezenflasyon programına ve iç borçların etkin şekide yönetimine yardımcı olmaktadır.
  • Bankaların Türk lirası zorunlu karşılıklarına uygulanan faiz oranının 2 puan azaltılarak % 21’e düşürülmesi  de  bankaların ekonomiye aktaracağı kaynağı artıracaktır.
  • Konsolide bütçe dış borç stoku, Ağustos ayı sonunda Temmuz ayı sonuna göre 406 milyon dolar azalarak 59 milyar dolara gerilemiştir. 
  • Yukarıda sıralanan olumlu göstergeler, 2004 yılında hedeflenen %5’lik büyüme ve yıllık %12 düzeyindeki enflasyon hedeflerinin gerçekleşebileceği yönünde umut vermektedir.

Yukarıda belirtilen olumlu ekonomik göstergeler yanında dikkat edilmesi ve buna uygun önlem alınması gereken olumsuz göstergeler de aşağıdaki şekilde sıralanabilir. 

  • Enflasyon oranındaki düşme eğiliminin devam etmesiyle birlikte reel faiz oranı halen istenilen düzeyde değildir, en son açıklanan enflasyon datalarına gore %15 civarındaki reel faiz halen yüksek düzeydedir. 
  • TEKEL’e verilen en yüksek teklif tutarının (Sigara bölümü için 1.150 mio USD,İçki bölümü için 292 mio USD), beklenenin çok altında olması, bu yıl özelleştirmeden beklenen gelir hedefinin gerçekleşemeyeceğini göstermektedir. 
  • AB’ye üyelik sürecinde 1 yıl içerisinde yapılan yasal düzenlemeler ve yoğun çabalara  rağmen, AB ilerleme raporunda ortaya konulan olumsuzluklar (özelikle Kıbrıs sorunu), AB’ye üyelik sürecinin beklenenden çok daha zor ve uzun olacağını göstermektedir. 
  • İç borçların yönetiminde şimdilik herhangi bir sorun yaşanmamasına rağmen 2004 yılının ilk çeyreğinde yığılan büyük montanlı iç boç geri ödemelerine karşı ihtiyatlı olmak gerekmektedir.Bu konuda yaşanacak sorunlar faiz oranlarının yeniden yükselmesine dolayısyla ekonomik istikrarsızlığa sebep olabilir. 
  • Ekonomideki olumlu gelişmelere rağmen ülkemizde ağırlığını hissettiren istihdam sorunu halen çözülememiştir, işsizlik oranı had safhadadır. Nitelikli işsizlerin oransal büyüklüğü ise ekonomik kalkınmada önemli bir yeri olan beşeri sermayenin ülkemizdeki yerini görmek açısından kaygı verici bir durumdur. 
  • Ülkemizde 10 milyon kişinin halen açlık sınırında olması, bunun yanında gelir dağılımındaki adaletsizliğin de güncelliğini koruyor olması yeni sosyo-ekonomik politikalar geliştirilmesi gereğini kaçınılmaz kılmaktadır. 
  • Makro ekonomik göstergelerdeki  olumlu sinyallere rağmen kayıt dışı ekonominin  GSMH’nın %40’ı civarında  bir büyüklüğe sahip olması da oldukça düşündürücüdür.  
  • Her nekadar ihracattaki artış Cumhuriyet tarihinde rekor düzeye ulaşmış olsa da ithalatın ihracattan daha fazla artması sebebiyle ödemeler dengesi cari açığı büyümekte ve  ödemeler dengesi cari açık limiti olarak kabul edilen 7-8 milyar USD’lik limitin yıl sonunda aşılacağı beklenmektedir.  
  • Kamu yatırım harcamalarının bir önceki yıla gore oransal olarak düşmesi, sabit sermaye stokundaki artışı, dolayısıyla ekonomik kalkınmanın ivme kazanmasını engellemektedir. 
  • Yerel seçimler öncesi seçim yatırımlarının yapılarak bütçe disiplininden uzaklaşılması yönündeki kaygılar da uluslararası piyasalarda ihtiyatla karşılanmaktadır. 
  • Irakta’ki gelişmeler, asker gönderme, Ortadoğu’daki gelişmeler ve ABD ile ilişkiler de jeostratejik belirsizlikle birlikte ülke riskini beraberinde getirebilecek, bu da ekonomik dengelerin bozulmasına neden olabilecektir.Dolayısıyla bu konuda orta ve uzun vadeli stratejilerin geliştirilmesi yararlı olacaktır. 

Makroekonomik gelişmelerdeki olumsuz göstergelerin bankacılık sistemine yansımaları ile sistemden kaynaklanan olumsuzluklar ve kaygılar ise aşağıdaki gibidir. 

  • Fona devredilen bankaların ekonomi üzerindeki  önemli ölçüdeki yükünün yanısıra mevcut kamu bankalarındaki batık kredilerin 6 katrilyon TL’ye ulaşmış olması da ekonominin temelini oluşturan etkin kaynak kullanımındaki yetersizliği bir kez daha ortaya koymaktadır. 
  • Türk bankaları  sermaye yeterliliği konusunda sorun yaşamamasına rağmen özsermaye karlılığında %2.3’lük perfonmansla son sıralarda yeralmaktadır.  
  • Türk bankacılık sektörünün AB bankacılığı ile karşılaştırılmasında aktif büyüklüğünde çok gerilerde kalması da sistemin mevcut durumu hakkında olumsuz sinyaller vermektedir. AB ülkelerinden  Almanya'daki bankaların aktif büyüklüğü gayrisafi milli hasılasının 2.5 katı, İngiltere'de ise bankaların aktif büyüklüğü gayrisafi milli hasılasının 3.5 katına yakın iken Türkiye’deki bankaların aktif toplamının gayrisafi milli hasılaya oranının sadece % 50 oranında olması, düşündürücü bir göstergedir.  
  • Bankacılık sisteminin aktif büyüklüğünün %32’sinin kamu bankalarının aktif büyüklüğünden oluşması (AB’de bu oran %10), Tasarruf Mevduatına olan güvencenin yakın zamanda kaldırılacak olması da özel bankalar açısından rekabeti önleyici faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır. 
  • Ekonomik kalkınmaya ivme kazandıracak olan Türk Bankacılık sektörünün gelişmesine engel olan faktörlerden birisi de  Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisidir. Sözkonusu yükümlülüğün sistem üzerindeki maliyetinin 2003 yılında 1 katrilyon TL civarında olduğu ( 100 katrilyonluk devlet bütçesi içinde bu vergilerin payı yüzde 1) ifade edilmektedir. 
  • AB ile mali hizmetlerin karşılıklı olarak serbestleştirilmesinin Türk bankacılık sektöründeki rekabeti artırması sebebiyle sektördeki karlılığın düşmesi, akabinde rekabet gücü yeterli olmayan bir kısım bankaların likidite sorunu yaşamalarını, hatta tasfiyelerini gündeme getirebilecektir.1995-1998 yılları arasında AB bankacılık sektöründeki yaklaşık 500 birleşme/devralma işleminin gerçekleştirildiği gözönünde bulundurulduğunda ülkemizde de uzun vadede bir konsolidasyon sürecinin yaşanacağı, yüksek riskli, verimsiz küçük ve orta ölçekli bankaların sistem dışına itileceği tahmin edilmektedir. 
  • Fiyat dışı rekabette önemli bir faktörü oluşturan insan kaynaklarının yönetimi ve eğitimi konusunda Türk Bankacılık Sektöründe halen uluslararası standartlara ulaşılamadığı bir gerçektir.  
  • Bankacılık sisteminin denetiminde bağımsız denetim ve iç denetim uygulamalarında çeşitli aksaklıklar yaşanmakta ve halen denetim sonuçlarının etkin şekilde karar sürecine geçirilmesinde önemli sorunlar yaşanmaktadır. 
  • Dünyanın 100 ülkesindeki finans kuruluşlarına 2006 yılına kadar 'piyasa, operasyonel ve kredi' risklerini kontrol edebilecek standartları oturtmaları konusunda çağrıda bulunan Bank of International Settlements'ın (BIS) bu çağrısına  yönelik sektörün herhangi bir çalışma başlatmaması da son yıllarda çok sayıda krizle karşı karşıya kalan finans sektörünün şimdi de dünya piyasalarında rekabetçi olamama riskiyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir. 
  • Dezenflasyon süreci, öncelikle sektördeki toplam kredi hacminde, akabinde de tahsili gecikmiş alacaklarda önemli bir artışı beraberinde getirebilecektir.  
  • Ülkemizdeki sermaye piyasasının yeterli düzeyde gelişmemiş olmasından dolayı gerçek anlamda bir yatırım bankacılığının yapılmaması, AB’ye uyum sürecinde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç olarak önceki yıllarda yaşanan ekonomik krizden çıkış  yönündeki trendin sinyallerini  aldığımız bugünlerde, bir daha kriz döneminin yaşanmaması, ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşması ve bunun korunması, sürdürülebilir bir büyüme ve ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmiş, salt AB’ne üye olabilmek için değil, refah düzeyi yüksek, bölgedeki en güçlü ve  AB’nin ihtiyaç duyduğu  ekonomik ve siyasi yapıya  kavuşmuş, gelişmekte olan değil  gelişmiş bir ülke  olabilmemiz için alınması gereken ekonomik/sosyo-ekonomik önlemler özetle aşağıdaki şekilde sıralanabilir. 

  • Ekonominin sağlıklı bir yapıya kavuşmasına önemli katkı sağlayan ekonomik istikrar ve dezenflasyon programı taviz  verilmeden sürdürülmeli, bununla ilgili olarak uygulanan sıkı maliye politikasına devam edilerek bütçe disiplininden taviz verilmemeli, yaklaşan  yerel seçimler dolayısıyla yapılacak harcamalara dikkat edilmeli, bütçe programından sapmalara izin verilmemelidir. 
  • Ekonomik kalkınmaya ivme kazandıracak olan yatırım harcamaları teşvik edilmeli, özel sektörün sözkonusu projelerine teşvik ve destek verilerek gerekli düzenlemeler yapılmalı, özellikle ekonomik faaliyetler içerisinde önemli bir ağırlığa sahip Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler desteklenmeli, bu işletmelere bankalar tarafından uygun oranlarda krediler verilmesi ve yatırım-proje finansmanında yardımcı olunmalıdır. 
  • Kayıt dışı ekonominin sınırlarının daraltılması yönünde; vergi kaçakçılığını teşvik eden yasal boşlukların giderilmesi ve vergi idaresinin etkinleştirilmesine çalışılmalı, etkin denetim ve ceza sisteminin yanında son derece eksik olduğu görülen vergi bilincinin geliştirilmesine ilişkin faaliyetlerde bulunulmalıdır. 
  • Ülkemizin en önemli sorunlarının başında gelen istihdam sorununun çözümüne ilişkin belirlenecek istihdam politikası çerçevesinde özellikle nitelikli işsizlerin istihdamına yönelik projeler üretilmeli, gerekirse işe başlayan kişilerin işveren cephesindeki yasal yüklerinin (SSK,vergi ve diğer kesintiler) azaltılmasına yönelik muafiyetler getirilerek, istihdam teşvik edilmeli, yeni iş kuracak müteşebbislerin destekleneceği projeler geliştirilmelidir. 
  • Ülkemizin diğer önemli sorunlarından  olan yoksulluk ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin giderilmesine yönelik yeni sosyo-ekonomik politikalar geliştirilmeli, bu konuyla ilgili olarak vergi mevzuatı ve sosyal yardım harcamaları gözden geçirilmelidir. 
  • Merkez Bankasının özerkliği ve para piyasalarındaki düzenleyici işlevi korunmalı, kur ve fiyat istikrarına yönelik faaliyetleri desteklenmelidir. 
  • Bankacılık sektörünün her yönden uluslararası standartlara yaklaştırılması yönünde gerekli düzenlemeler yapılmalı, finans sektörünün ekonominin kalbi olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Buna yönelik olarak sistemin üzerindeki vergi yükünün(özellikle BSMV) azaltılarak ekonomiye risksiz ve verimli daha fazla kaynak aktarılması ve eşit rekabetçi ortamı geliştiren düzenlemelerin yapılarak sistemin sağlıklı bir şekilde büyümesine destek olunmalı,risk yönetimi, gözetim ve denetim sisteminin etkinleştirilmesine ve uluslararası standartlara yakınlaştırılmasına, sistemdeki risklerin minimize edilerek bankacılık sektörünün mali yapısının güçlendirilmesine çalışılmalıdır. Sistemin reel ekonomiyi destekleyen sağlıklı bir yapıya kavuşturularak, ekonomik kalkınmaya ivme kazandıracak yatırımların finansmanına aracılık etmesine destek olunmalıdır. 

 

Kaynaklar:

1.2003/41 sayılı Ekonomist Dergisi
2.GÜNEŞ,H, “İki Sevindirici Haber” 11.09.2003 tarihli Milliyet Gazetesi
3.İLKORUR,K, “Büyüme ve İşssizlik” 18.09.2003 tarihli Radikal Gazetesi
4.ING FINANCIAL MARKETS,”Banking Sector Overview” 25.05.2003
5. GÜNEŞ,H, “Bankacılığın Önündeki Engeller” 19.09.2003 tarihli Milliyet Gazetesi
6.SEVİĞ,V, “Bize Göre” 19.09.2003 tarihli Dünya Gazetesi
7.2003/38  sayılı Ekonomist dergisi
8.ÖNDER,İ,”Kur –Faiz Çekişmesi”, 22.09.2003 tarihli Radikal Gazetesi
9.EĞİLMEZ.M,”Siyasal ve Ekonomik Riskler”, 23.09.2003 tarihli Radikal Gazetesi
10.Finansal Riske Karşı Aşı, 30.09.2003 tarihli Radikal Gazetesi
11.EĞİLMEZ,M.”Bankalar”,07.10.2003 tarihli Radikal Gazetesi

Linkler

Ziyaretçi Sayacı

Bugün413
Dün1533
Bu Hafta1946
Bu Ay18258
Tümü200487
Ana Sayfa Makalelerim Makro Ekonomik Dengeler ve Türk Bankacılık Sistemi