Bankacılık Sektörü AB'ye Hazır mı? (11.10.2005 Tarihli Dünya Gazetesinde Yayımlanmıştır.)

FaceBook  Twitter  

AB ile önemli engeller aşılarak tam üyelik müzakerelerine başlandığı bugünlerde, Bankacılık sektörünün uyum sürecinde karşılaşacağı sorunların ve çözüm önerilerinin ortaya konulması, sektörün AB’ye nekadar hazır olduğunun değerlendirilmesi önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Mali Sisteminin %90’ını oluşturan bankacılık sektörünün hernekadar kriz ortamından çıkıp istikrara kavuştuğu görülse de krize duyarlı dengelerin özellikle de müzakere sürecinde ortaya çıkabilecek ekonomik ve siyasi risklerin ölçümlerinin iyi hesaplanıp sektörün en az sorunla karşılaşması amaçlanmalıdır. Bu çerçevede öncelikle sektörün temel sorunlarının irdelenip, AB bankacılık sektörü ile karşılaştırılması yapılarak, uyum sürecinde ortaya çıkması muhtemel sorunlara yer verilecektir.  

1.  Türk  Bankacılık  Sektörünün  Temel Sorunları  ve  AB  Bankacılık  Sektörü   İle Karşılaştırılması
Türk bankacılık sektörünün yapısal sorunları ve AB bankacılık sektörü ile karşılaştırılması sonucunda, müzakere sürecinde çözümlenmesi gereken sorunlara aşağıda yer verilmektedir.

  • Aktif büyüklüğü açısından sektör AB bankacılığının bir hayli gerisindedir. 2004 yılında  sistemin toplam aktif büyüklüğü hernekadar bir önceki yıla göre %23 oranında artış göstererek 168 Milyar EUR düzeyine gelmiş olsa da AB bankacılık sektöründeki 2003 itibariyle  1.771 Milyar EUR’luk ortalama aktif büyüklüğünün yanında çok düşük düzeyde kalmaktadır. Bunun yanında AB ülkelerinden  Almanya'daki bankaların aktif büyüklüğü, gayrisafi milli hasılasının 2.5 katı, İngiltere'de ise bu oran 3.5 katına yakın iken Türkiye’deki bankaların aktif toplamının gayrisafi milli hasılaya oranının sadece % 70 civarında olması  da Türk Bankacılık sektöründeki aktif büyüklüğünün  halen yeterli düzeyde olmadığının çarpıcı bir göstergesidir. 
  • AB bankacılık sektöründeki ortalama mevduat büyüklüğü 755 Milyar EUR tutarında ve GSYİH’ya oranı %121 iken 2004 yılı itibariyle Türk Bankacılık Sektöründeki toplam mevduat hacminin 104 Milyar EUR ve GSYİH’ya oranının %44 seviyesinde seyretmesi, ekonomik kalkınmada vazgeçilmez bir unsur olan sermaye birikiminin ülkemizde nekadar yetersiz olduğunun başka bir göstergesidir. Yeterli sermaye birikiminin sağlanamaması nedeniyle sektör tarafından  verilen kredilerin  gayrisafi yurt içi hasılaya oranı %23 (2004) civarındayken, bu oran eski AB üyelerinin bankacılık sektöründe ortalama %129 düzeyindedir.  
  • Sektörün aktifi ile pasifi, alacak ve borç vadeleri arasındaki uyumsuzluk da gözardı edilmemelidir. Toplam mevduatın %88’inin 3 ay ve daha kısa vadeli olduğu gözönünde bulundurulduğunda, sistem kısa vadeli olarak borçlanırken, özellikle mortgage sistemine geçiş sürecinin yaşandığı şu günlerde başta konut kredileri(%181 oranında reel artış) olmak üzere uzun vadeli kredi kullandırılmakta, bu kredilerin bir kısmı da geriye dönmemekte, donuklaşmaktadır. Bunun yanında sektördeki toplam menkul kıymet portföyünün %58’inin 1 yıldan uzun vadeli devlet iç borçlanma senetlerinden oluşması da bu konuda dikkat çekici bir gösterge olarak karşımıza çıkmaktadır.
  • AB ile mali hizmetlerin karşılıklı olarak serbestleştirilmesinin Türk bankacılık sektöründeki rekabeti artırması sebebiyle sektördeki karlılığın düşmesi, akabinde rekabet gücü yeterli olmayan küçük ve orta ölçekli bankaların likidite sorunu yaşamalarını, hatta tasfiyelerini gündeme getirebilecektir. Özellikle 1999-2003 yılları arasında AB bankacılık sektöründe yaklaşık olarak 1.400 banka birleşme/devralma işleminin gerçekleştirildiği göz önünde bulundurulduğunda; müzakere sürecinde Türk bankacılık sektöründe de bir konsolidasyon hareketi ile yabancı ortaklık ya da birleşmelerin yaşanacağı, verimsiz, küçük ve orta ölçekli bankaların ise sistem dışına itileceği tahmin edilmektedir.  Bu sürecin; fondaki bankaların tasfiyesi, birleşmesi, satışı ve 2 büyük kamu bankasının birleşmesi ile başladığı, TEB-BNP Paribas, Şekerbank-Rabobank, Sitebank-Novabank, Dışbank-Fortisbank ve Y.kredi Bankası-Koçbank  gibi yabancı ortaklık/birleşme  işlemleriyle devam ettiği görülmekle birlikte  orta ölçekli bankalara olan yabancı grupların ilgisi ve kamu bankalarının özelleştirilmesi ile de hızlanacağı tahmin edilmektedir. 
  • Bankacılık sisteminin %33’ünün kamu bankalarından oluşması da (AB’de bu oran %10), özel bankalar açısından rekabeti önleyici faktörlerlerden birisidir.
  • Ekonomik kalkınmaya ivme kazandıracak olan Türk Bankacılık sektörünün gelişmesine engel olan faktörlerden birisi de  Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisidir. Sözkonusu yükümlülüğün sistem üzerindeki maliyetinin 2003 yılında 1 Mia YTL civarında olduğu ( 100 Milyar YTL’lik devlet bütçesi içinde bu vergilerin payı yüzde 1) ifade edilmektedir. Bunun yanında munzam karşılık oranlarının yüksek oluşu da sektörün ekonomiye daha fazla katkı sağlamasını engellemekte, kaynak maliyetini yükseltmektedir. Ayrıca diğer giderler, Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu, gider vergisi kesintilerinden oluşan vergi yükleri de kaynak maliyetini yükselterek bankaların plase edilebilir kaynaklarını önemli ölçüde azalttığından,  Bankaların aracılık fonksiyonunu olumsuz yönde etkilemektedirler. Diğer yandan Euro bölgesinde ortalama cari faiz oranlarının %2.25 civarında olduğu düşünüldüğünde, halen reel faizler dolayısıyla sistemdeki kaynak maliyetinin ne kadar yüksek olduğu tartışılmaz bir gerçektir.
  • Basel II’ye uyum kapsamında hernekadar “Risk Odaklı Denetim” esasları uygulanmaya başlasa ve sektörde risk yönetimi teknikleri konusunda ciddi yatırımlar yapılması sonucunda risklerin belirlenip, tanımlandığı, ölçüldüğü ve kısmen de izlendiği aşamaya gelinse de halen operasyonel risk çalışmalarının başlangıç aşamasında olduğu, bununla birlikte risk ölçüm sonuçlarının  risk yönetimi fonksiyonlarının öngörülerinin bankaların karar alma süreçlerinde henüz etkin olarak yer almadığı görülmektedir. Bunun dışında Basel II ile birlikte gelişmekte olan ülke bankaları, uzun bir süre kredi riski için Standart Yöntem'i kullanırken, G-10 ve AB'deki bankalar kredi ve operasyonel riskler için içsel yöntemlerin kullanımına gelişmekte olan ülkelerden daha önce geçebilecekler, bu da sermaye yeterliliğine göre karşılaştırılmalı üstünlüğe sahip olan G-10 bankalarının, gelişmekte olan ülkelerdeki bankalarla birleşmeleri, onları satın almaları şeklinde yaşanacak bir konsolidasyon sürecini hızlandırabilecektir.
  • AB ülkelerinde hisse senetlerinin toplam değerinin milli gelire oranı %70 civarındayken, İMKB’deki hisse senetlerinin toplam değerinin milli gelirin %27’sini oluşturduğu ülkemizdeki sermaye piyasasının yeterli düzeyde gelişmemiş olmasından dolayı gerek sermayenin tabana yayılması gerekse gerçek anlamda bir yatırım bankacılığının yapılmasıyla ilgili sorunların olduğu bir gerçektir.  
  • Sektör, bireysel ürün kullanımı ve çeşitliliği açısından halen AB standartlarının altında yeralmaktadır. Ülkemizde bireysel kredilerin (tüketici ve konut)  milli gelire oranı %2.4 düzeyinde iken, AB ülkelerinde bu oranın %45 civarında olduğu görülmektedir. Bunun dışında bireysel bankacılık enstrümanları ve bireysel emeklilik ile toplam prim üretiminin milli gelir içindeki payının % 1.4 olduğu sigortacılık sektöründe de gelişime açık önemli bir potansiyel olduğu ortadadır.

II- Sonuç ve Öneriler
Sonuç olarak sadece AB’ye uyum kapsamında değil aynı zamanda düşük enflasyonist süreçte sürdürülebilir kalkınma hızını yakalamış her yönüyle güçlü ve bağımsız bir ekonomiyi besleyen, yapısal sorunlarını gidermiş, sağlıklı bir şekilde hızla büyüyen, şeffaf, aykırı amaçların değil etik değerlerin ön planda tutulduğu, yönetim kalitesi ve hizmet kalitesinin yüksek düzeyde olduğu bir bankacılık sektörü için aşağıda belirtilen sorunların çözümlenmesi kaçınılmazdır.

  • Çok uzun ve zorlu geçeceği tahmin edilen müzakere sürecinde özellikle sektörün ölçek büyüklüğü ve mali bünyesine ilişkin sorunların, AB bankacılık sektörüyle rekabet etmesine önemli engeller oluşturacağı açıktır. Sistemin mali yapısının özellikle aktiflerinin güçlendirilerek, ileri teknoloji ve kurumsal şirket yönetimi desteğiyle mevduat/kredi hacminin genişletilmesi, mevduatın krediye dönüşüm hızının artırılması, alacak ve borç vadeleri arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi durumunda, sektörün müzakere sürecindeki gücü artarak uyum süreci hız kazanacaktır. Sektör, hernekadar krizden sonraki 2002-2004 döneminde sermaye yeterliliği, likidite, gelir-gider dengeleri ile karlılık rasyolarında AB bankacılık sektörü ortalamalarının  üzerine çıkmış olsa da uyum sürecinde sözkonusu rasyolardaki olumlu gelişimin sürdürülmesiyle daha sağlıklı büyüyecektir.
  • Düşük enflasyonist süreçle birlikte reel faizlerdeki düşüş beklentisinin yanında BSMV,KKDF,munzam karşılık oranları ve gider vergisi oranlarında sektörün kaynak maliyetinin azaltılması yönünde düzenlemeler yapılması ile Türk Bankacılık Sektörü ekonomik kalkınmaya daha etkin destek verecek, AB bankacılık sektöründeki rekabet şansı artacaktır.
  • AB,  Basel II standartlarını 2007 yılında tüm bankalarda  uygulamayı planlamaktadır. Dolayısıyla özellikle ölçümünde zorluk yaşanan ve sektörde başlangıç aşamasında olan operasyonel risk ile ilgili çalışmaların hızlandırılarak, denetim/risk ölçüm sonuçlarının ve risk yönetimi fonksiyonlarının öngörülerinin bankaların karar alma süreçlerinde etkin olarak yeralmasına çalışılmalı ve nihai olarak da Türk Bankacılık Sisteminin asgari riskle sağlıklı bir şekilde büyümesi amaçlanmalıdır. Bu amacın başta bankaların üst yönetimi  olmak üzere tüm çalışanlar tarafından algılanarak benimsenmesi, risk kültürünün örgüt kültürüne uygulanması sistemin gücünü daha da artıracaktır.
  • Merkez Bankasının dezenflasyon sürecindeki başarısının, özerk yapısı ve para piyasalarındaki düzenleyici işlevinin korunması, kur ve fiyat istikrarına yönelik faaliyetlerinin desteklenmesi suretiyle devam edeceği açıktır. 
  • Bankacılık etik değerlerinin öncelikli değerler arasında yeralmasına özen gösterilerek bu değerlerle donatılmış nitelikli profosyonel bankacıların sisteme kazandırılması yönünde bankacılık eğitim programları düzenlenmeli, beşeri sermaye kazanımına en az fiziki sermaye  kadar önem verilmelidir.
  • Sermaye piyasası; kuruluş amacına uygun işlerlik kazandırılarak sadece büyük yatırımcıların değil küçük yatırımcıların da menkul kıymetler borsası aracılığıyla güvenle yatırım yapabileceği bir piyasa haline getirilmeli, bankacılık sektörü de sermaye birikiminin yatırımlara kanalize edilmesinde daha etkin rol alarak ekonomik kalkınmaya destek olmalı, yatırım bankacılığı konusunda yeni düzenlemelerle AB bankacılık sektörüne uyum süreci hızlandırılmalıdır.
  • Bireysel ürün kullanımı ve çeşitliliğinin artırılmasına yönelik projeler üretilerek genişleme potansiyeli yüksek olan bireysel bankacılığın sektörün gelişmesine daha fazla katkı sağlamasına  çalışılmalıdır. Ayrıca bireysel emeklilik fonları aracılığıyla ülkemizdeki potansiyel tasarruf birikiminin sisteme kazandırılmasında bankalar aktif şekilde aracılık faaliyetinde bulunmalıdır.
  • Kayıtdışı ekonominin sınırlanmasında ve kayıtdışı işlemlerin kayıt altına alınmasında sektör daha etkin şekilde rol almalı, Maliye Bakanlığıyla koordineli şekilde çalışarak karaparanın aklanmasının engellenmesine destek olmalıdır.
  • Sektörde haksız rekabete sebebiyet verebilecek düzenlemeler kaldırılmalı,  bu konudaki yasal boşluklar giderilmelidir.

Kaynaklar:

  •  “Bankaların Risk Yönetim Çalışmaları Hakkında Değerlendirme”, TBB, Nisan 2004
  •  ERDÖNMEZ,P. “Avrupa Birliği Finansal Entegrasyon Sürecinde Bankacılık Sektörü”, Bankacılar Dergisi, Sayı.50
  •  SABANCI,S. “AB Bankacılık Sektöründe Yarın”
  •  ERDÖNMEZ,P.-TULAY,Burçak, “Avrupa Birlği’ne Üye Ülkelerin Bankacılık Sistemleri”, TBB, 2000
  • “Avrupa Birliği'nde Mali Bütünleşme ve  Türk Bankacılık Sektörü”, Bankacılar Dergisi, Sayı.39
  •  2005/31 tarih ve no.lu Ekonomist dergisi
  •  BEŞİNCİ,M. “Bankacılığın Basel II’ye Uyum Süreci”,Bankacıyız Biz Dergisi, Ağustos 2005
  •  “Bankacılık Sektörü Değerlendirme Raporu”, BDDK, Ekim/2004
  •  DR,YETİM,S.-GÜLHAN,O, “Avrupa Birliğine Tam Üyelik Sürecinde Türk Bankacılık Sektörü” BDDK, Eylül 2005
  • “Bankaların Risk Yönetimi Çalışmaları Hakkında Değerlendirme”, BDDK, Nisan 2004
  • “10 Soruda Yeni Basel (Basel II) Sermaye Uzlaşısı”, BDDK, Ocak 2005

İnternet Kaynakları
http://www.bddk.org.tr
http://www.bis.org
http://www.tbb.org.tr
http://www.bankaciyiz.biz

Not: 11.10.2005 tarihli Dünya gazetesinde yayınlanmıştır.

Linkler

Ziyaretçi Sayacı

Bugün413
Dün1533
Bu Hafta1946
Bu Ay18258
Tümü200487
Ana Sayfa Makalelerim Bankacılık Sektörü AB'ye Hazır mı? (11.10.2005 Tarihli Dünya Gazetesinde Yayımlanmıştır.)