Kerem Alkinin Küresel Krize Karşı Önlemleri

FaceBook  Twitter  

Yazan Kerem Alkin

 

Öneriler

1) Olağanüstü dönemler, olağanüstü karar ve uygulamaları gerektirir. Hükümet, Türk ekonomisini bu küresel finans depreminden, küresel finans tsunamisinden koruyacak önlemler konusunda teşvik edilmelidir. Cesur tedbirler talep edilmelidir. Hükümet, ‘bu kararlarla ekonomi aktörlerini telaşlandırır mıyım?’ endişesine girmemelidir. Geciken her saniye, her karar, Türk ekonomisinin ödeyeceği bedeli büyütecektir.
2) Hükümet açısından, Türkiye’de elde edilmiş olumlu sonuçların pozitif etkisini de dikkate alarak, küresel finans alanında patlak vermiş olan böyle büyük bir krize karşı, Türk ekonomisinin olumlu, artı yönleri, güçlendirilerek sürdürülmelidir. Bu krizden çıkmayı prensip edinmek gerekir.
3) Türk ekonomisi, Hükümet ve ekonomi yönetimi, sanki bu boyutta bir küresel kriz yokmuş gibi, aynı tonda, aynı dozajda para ve maliye politikasını sürdüremez. Aynen, ABD ve AB ülkelerinin yaptığı gibi, para ve maliye politikalarında sıkılaştırılmış model uygun ölçüde gevşetilmelidir. Kamu harcamaları sınırlı ölçüde arttırılmalı, vergi ve kesintiler kısmen azaltılmalıdır. Aksi durumda, Türk reel sektörünün ciddi bir iflas ve işsizlikle karşı karşıya kalması, Hükümet için, kamu maliyesinde, politikaları bir miktar yumuşatmaktan daha ağır, vergi gelirlerinin daha sert ölçüde eridiği bir sıkıntılı tabloyu beraberinde getirir.
4) Keza, TCMB’nin de ödünsüz bir para politikası uygulaması beklenmemelidir. Enflasyon hedeflemesi modeli devre dışı bırakılmadan, para politikasında bir miktar rahatlama sağlanmalıdır.
5) Türkiye, bu krize bağlı olarak tökezleyecektir, düşecektir. Ancak, söz konusu tökezlemenin yumuşak olması sağlanmalıdır. Hükümet, yere iniş sürecini yumuşatmalıdır.
6) IMF ile bir anlaşma yararlı olabilirdi. Ancak, bu aşamada IMF ile bir anlaşma konjonktür olarak zor gözükmektedir. IMF ve Dünya Bankası, yine de, Türkiye için cari açığın ve projelerin finansmanı için önemli bir kredi kanalıdır. Bu noktada, şu anda IMF ile anlaşma, tam sıkı para ve maliye politikası anlamına gelir ki, Türkiye’nin, zaten etkilenen ve etkilenecek bir ülke olarak, küresel kriz nedeniyle ödeyeceği sosyo-ekonomik bedel büyür.
7) Enflasyonda sapmaya izin verilmemelidir. Ancak, yüzde 4, yüzde 5 veya 6’ya indirilmesi için çabalar askıya alınmalıdır. Yani, enflasyon yüzde 9 ile 12 arasında bir bantta tutulmalıdır. Türkiye, yıllardır enflasyon üretmeden, iç talebi canlı tutarak, ekonomi büyütmenin yolunu bulamamıştır. Ancak, 2009’da Türk ekonomisini ağırlıklı olarak iç talep ayakta tutacaktır. Bu nedenle, enflasyonla mücadele zaafa uğratılmadan, iç talebi arttıracak önemlere ağırlık verilmelidir.
8) Kamu maliyesi alanında, bütçe performansı ve disiplini ile kamunun giderek her geçen gün azalan borçlanma ihtiyacındaki azalma, güçlendirilerek sürdürülmelidir. Kamu finansmanı zora sokulmamalıdır. Hazine’nin Körfez Ülkeleri’nden, Uzak Doğu’dan borçlanma imkanları araştırmalıdır. Özel amaçlı yeni borçlanma enstrümanları (Sukuk ve benzeri) devreye sokulmalıdır.
9) Türkiye’nin üçüncü avantajı ve olumlu yönü, ihracat alanında yakalanmış olunan performansın gerilemesine izin verilmemesidir. İhracatın desteklenmesine yönelik imkanlar seferber edilmeye devam edilmelidir. Dış ticaretin desteklenmesi boyutunda, Eximbank’a, yurtdışından borçlanmadan, gerekirse Hazine kaynaklarından ek finansman imkanı sağlanmalıdır. İhracatta ana sektör ve şirketler desteklenmelidir. Türkiye’nin ihracatının önemli bir bölümünü sağlayan şirketlere kaynak bulmada özen gösterilmelidir.
10) 1988-89 döneminde çok başarılı olmuş bir uygulama olarak, Merkez Bankası’nın reeskont kredisi kullanma imkanı, kısa bir dönem için ihracatın finansmanına da yönlendirilebilir. İhracatçı firmaların geçmişteki başarı ve performansları dikkate alınarak, hangi ölçüde desteklenecekleri belirlenebilir. İhracatçılar, merkez bankasından bu kredi imkanını teminat mektubu karşılığı kullanacaklar ve ihracat alacaklarını tahsil ettikçe de, merkez bankasına kredilerini ödeyeceklerdir.
11) Türkiye’nin mal sattığı ülke ve pazarlardaki olası daralmalar yakından izlenmeli, bu küresel finans krizinden en az etkilenecek ülkelere yönelik olarak, Türkiye’nin ihracat hacminin gelişmesine ağırlık verilmelidir. Reel sektöre vergi iadesi ödemelerinin hızlandırılması yararlı olabilir.
12) Türkiye’nin 2009 yılında her kuruş kazandığı dövize ihtiyacı olacak. Bu nedenle, sadece ihracatçılarımızın desteklenmesi değil, turizm sektörümüzün de desteklenmesi gerekecek. Gelecek yıl, dünya ekonomisindeki kriz etkisi ile, insanlar evlerinde oturmayı tercih edebilir. Seyahat tercihlerinde ise rekabet öne çıkacak. Türk turizminin rekabet becerisi açısından, kimi fırsatlar sağlanması gerekiyor. Vergi kolaylığı, turizm faaliyetlerinde dolaylı vergi indirimi gibi önlemler düşünülebilir.
13) Bu noktada, 2009 yılında en iyimser tahminle 35 milyar dolar, en kötümser tahminle 60 milyar dolar seviyesinde, Türkiye’nin vadesi gelen dış borç geri ödemeleri ve cari açığın finansmanı için para bulması gerekmektedir. Bu kaynak, Körfez Ülkeleri’nde ve Uzak Doğu’da mevcuttur. Türkiye, Körfez Ülkeleri yatırımcılarını ve Uzak Doğu yatırımcılarını Türkiye’ye yatırım yapmaya davet etmenin yolunu bulmalıdır. Gerekirse, Başbakan ve ilgili bakanların etkili ziyaretleri olmalıdır.
14) Ekonomik büyümenin yüzde 1,5-2 civarına doğru yavaşlamasına izin vermek gerekiyor. Böylece, ithalat hacmindeki göreceli daralma, Türkiye’yi cari açık boyutunda rahatlatacaktır. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki gerilemenin sürmesi, Türkiye’nin cari açığını 8 ile 10 milyar dolar olumlu yönde etkileyebilir.
15) Merkez Bankası, dalgalı kur rejimine, döviz kurlarındaki aşırı dalgalanmaya izin veremez. Kurlara istikrar kazandırmak, bu süreçte Hükümet ve ekonomi yönetimi açısından, krizin Türk ekonomisine etkilerini sınırlamak açısından önemlidir. Türkiye, 1929 Krizi’nde Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu ile döviz kurlarındaki dalgalanmayı kontrol altına almış, denk bütçeye geçmiş, Türk lirasını sağlamlaştırmayı tercih etmiştir. Günün koşullarına uygun bir kur politikası belirlenmelidir. Çünkü, döviz kurlarının yükselişini sürdürmesi, hem Türk bankalarının, hem Türk reel sektör şirketlerinin bilançolarını dış borçlar nedeniyle vuracaktır. Bilançolar küçülecek ve kurdan kaynaklanan zarar büyüyecektir.
16) Türk halkının elindeki TL mevduatını, döviz mevduatına dönüştürmemesine özen gösterilmelidir.
17) Türk ekonomisi açısından, boyutu ve etkileri halen kestirilemeyen, bununla birlikte, dünya ekonomisinin tarihindeki en ağır krizlerden birisi olduğu konusunda genel bir mutabakatın söz konusu olduğu bu krizden en az zararla çıkmanın en öncelikli koşullarından birisi, Türk Bankacılık Sektörü ile Türk Reel Sektörü arasındaki kredi kanalının, kredi musluklarının tıkanmaması için gereken özenin gösterilmesidir. Dünyanın önde gelen bankalarının 8 Ekim Çarşamba günkü faiz indirim kararlarının gerekçesi budur. Bizim merkez bankasının da atacağı adımları netleştirmesi gerekmektedir.
18) Kredi kanalının çalışması ise, Türk bankacılık sektörünün yeni sorunlarla karşı karşıya kalmamasına bağlı gözükmektedir. Yani, Türk ekonomisi bir likidite, ekonomik aktiviteyi sağlayan para miktarı açısından sorun yaşamamalıdır. Bu konuda, Hükümet’e ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) ekonomideki para miktarı, likidite açısından, piyasaların rahat olması boyutunda, önemli görevler düşmektedir.
19) Oysa, 11 Eylül’de küresel finans krizi, yeni ve ağır bir boyuta geçtikten sonra, Türk bankaları arasında müşterilerin mevduat kaydırma eğilimlerinde ciddi bir hareketlenme gözlenmektedir. Hükümet, Merkez Bankası (MB) ve Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BDDK) söz konusu mevduat kaymalarını yakından takip etmelidir.
20) İş işten geçtikten sonra uygulanması halinde, etkili olma imkanını kaybedecek olan bir önemli adım, ‘mevduatın tümüne devlet garantisi’ getirmektir. Böyle adım için, şimdilik bir gereklilik olmadığı söylense de, İrlanda ve Yunanistan’ın aldığı karar, iki ülkenin bankacılık sektörü için mevduatın tümüne garanti için bir gereksinim olmamasına rağmen alınmış bir karar olarak, manidardır. Ancak, bankacılık sektörü bu konuda talepkar olamaz. Çünkü, yanlış anlaşılır. Bunu iş dünyasını temsil eden sivil toplum örgütleri, BDDK ve MB dile getirmelidir. Böylece, Türkiye’deki bankalarda son bir haftadır gözlenen ve hız kazanmış olan mevduat akış trafiği de sakinleşir. Aksi durumda, iyi durumda olan kimi Türk bankalarının pozisyonları zora girebilir. Hükümet, mevduatın tümüne garanti kararını, işler daha arap saçına döndüğünde almaya kalkar ise, etkisi bugünkü gibi olmaz ve halkın paniğini yatışmaz. Avrupa Ülkeleri ve ABD yükseltirken, Türkiye için gerekçesi zaten artık hazırdır.
21) Reel sektörün korkusu, kredilerde daralmadır. Nitekim, bu yönde tatsız duyumlarda bir artış gözlenmektedir. Kimi bankalar ise, geri çağırdığı kredi için, ilgili reel sektör firması kredinin devamını istiyorsa, daha yüksek bir kredi faizi talep ederek, zor günleri bir fırsatçılığa dönüştürme eğilimi göstermektedir. Hükümet aciliyetle, bankaların reel sektörden kredilerini erken kapatmaları yönündeki taleplere dolaylı olarak müdahale etmelidir.
22) Bankalar, Türk bankaları dahil, içinde bulunduğumuz bu zorlu günlerde, kendilerini güçlü kılmak için, ellerindeki para kaynağını arttırmak, likidite becerisini arttırmak için, kredileri geri isteme eğilimini arttıracaklardır. İşin sıkıntılı yönü, en kolay tahsilat güçlü KOBİ ve şirketlerden sağlanacağından dolayı, ciddi bir paradoks, yani ikilemle, bankalar söz konusu güçlü firmalara yüklenecektir. Oysa, söz konusu güçlü reel sektör firmaları, böyle bir krizde, Türk ekonomisini ayakta tutacak kurumlardır ve tersine desteklenmeleri gerekmektedir.
23) Türk bankacılık sektörünün durumunun göreceli olarak güçlü olduğu kimi açılardan doğru olsa da, sektörün dış borç yükü ve bu borçların vadesinde yeniden alınıp, alınamayacağı, döndürülüp döndürülemeyeceği ciddi bir sıkıntı konusudur ve önemli bir risktir. Dünyanın önde gelen finans kurumları, bankaları birbirlerine kaynak kullandırmaz iken, Türk bankaları sendikasyon kredilerini tazeleyebilecekler midir? Tazeleyecekler ise, daha yüksek maliyetlerle tazeleme riski söz konusudur ve bankalarımızda bu durumda, pahalıya bulduğu kaynağı pahalıya kullandırmak durumunda kalacaktır.
24) Kurumsal kredi maliyetlerinin düşürülmesi yararlı olabilir. Hükümet, ekonomi yönetimi, reel sektöre yönelik kredi kanalını çalıştırırken, bankaları, kurumsal krediler üzerindeki vergi ve benzeri kesintilerin yükünü azaltarak, reel sektöre daha fazla kredi açmaya özendirebilir. Kredilerin geri döndürülmesinde ve yeniden yapılandırılmasında reel sektör için erteleme imkanı sağlanabilir.
25) Türk Hazinesi, kendi mevduatını bankalar arasında paylaştırarak, kısa vade için bankaların kaynak ihtiyaç ve arayışlarına destek verebilir.
26) Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) kimi zaman döviz ihtiyacını karşılamak adına, verdiği eurolar karşısında ABD Merkez Bankası’ndan (FED) dolar alması gibi, bizim Merkez Bankamız ile FED arasında da dolar-YTL swap anlaşması ve işlemi yapılabilir. FED; TL’yi kabul etmesi için, ikna edilmelidir.
27) Türk İnşaat Sektörü’nde iktisadi canlılığı temin etmek için konut alımlarında vergi indirimi sağlanarak alıcıların teşvik edilmesi ve müteahhitlerin fiyat farklarının ödenmesi yararlı olabilir.
28) Son söz olarak, etkisini 2010 yılına kadar sürdürebileceği ihtimalinin konuşulduğu küresel finans krizinden, Türk ekonomisinin en az etkilenmesin koşulu, 70 milyon Türk halkının iç talep performansına bağlıdır. Hükümet, halkın satın alma gücünde erime ve işsizlik anlamında, iç talebi daha da zora sokacak gelişmelere izin vermemelidir. Ekonomide, bir para bulma, likidite sorunu yaşatılmamalıdır. Gelir Vergisi reformu, 2009 yılında Türk halkının satın alma gücünü bir miktar arttıracak bir etkiyle yasalaşmalıdır. Türk halkının satın alma gücü desteklenmelidir.

Linkler

Ziyaretçi Sayacı

Bugün176
Dün294
Bu Hafta751
Bu Ay4982
Tümü11740
Ana Sayfa Yazilar Kerem Alkinin Küresel Krize Karşı Önlemleri